Lingard
Tüm İngilizce kitaplar
İngilizce · A1–A2

En çok kullanılan 1000 İngilizce kelime

En çok kullanılan İngilizce kelimeler, öğrenme sırasıyla: ilk 1.000 kelimenin her biri okunuşu, Türkçe anlamı ve bir örnek cümleyle. Listeyi oku, sonra bu kelimelerle hikâyelerde karşılaş.

Ücretsiz başla

Okuduğun metinlerin çoğunu bin kelime taşır

İngilizcede yüz binlerce kelime var, ama başlamak için bunların çok azı yeter. Bu sayfadaki bin kelime, dil öğrenen birinin ilk karşılaştığı kelimelerdir; liste be, have ve that ile başlar. Kelimeler Lingard’ın A1 ve A2 seviyeleri için hazırladığı “En kullanışlı kelimeler” koleksiyonlarından, uygulamanın öğrettiği sırayla alındı. Her birinin yanında okunuşu, Türkçe anlamı ve kelimeyi kullanımda gösteren bir örnek cümle var.

Anlamı en zor yakalananlar ilk yüz kelimedir. get, take ve up gibi kelimelerin tek bir anlamı yoktur: get up, get home ve get a letter örneklerini düşün. Buradaki her kelimenin yanında bir cümle olmasının nedeni bu; İngilizcede tek başına bir liste de bu yüzden asla yetmez.

Liste: her seferinde yüz kelime

1–100be, in, have, it, I, that, you, he …
  1. be[biː]olmak

    I am happy.Ben mutluyum.

  2. in[ɪn]içinde

    The cat is in the box.Kedi kutuda.

  3. have[hæv]sahip olmak

    I have a cup of coffee.Bir fincan kahve içerim.

  4. it[ɪt]o

    It is a red ball.O kırmızı bir top.

  5. I[aɪ]ben

    I am a student.Ben bir öğrenciyim.

  6. that[ðæt]o

    That is a blue car.O mavi bir araba.

  7. you[juː]sen

    You are a good friend.Sen iyi bir arkadaşsın.

  8. he[hiː]o

    He is a doctor.O bir doktordur.

  9. do[duː]yapmak

    I do my homework.Ödevimi yaparım.

  10. say[seɪ]söylemek

    Can you say that again?Bunu tekrar söyleyebilir misin?

  11. they[ðeɪ]onlar

    They are my friends.Onlar benim arkadaşlarım.

  12. this[ðɪs]bu

    This is a red apple.Bu kırmızı bir elma.

  13. but[bʌt]ama

    I like apples, but I don't like oranges.Elmaları severim, ama portakalları sevmem.

  14. at[æt]de

    The bird is at the tree.Kuş ağacın üzerinde.

  15. we[wiː]biz

    We are happy.Biz mutluyuz.

  16. not[nɒt]değil

    I am not hungry.Aç değilim.

  17. she[ʃiː]o

    She is a teacher.O bir öğretmen.

  18. as[æz]gibi

    She is as tall as me.O benim kadar uzun.

  19. go[ɡəʊ]gitmek

    I go to school.Okula giderim.

  20. will[wɪl]olacak

    I will go to bed early.Erken yatacağım.

  21. can[kæn]ebilmek

    I can lift this box.Bu kutuyu kaldırabilirim.

  22. get[ɡet]almak

    I am getting a new phone.Yeni bir telefon alıyorum.

  23. would[wʊd]ederdi

    I would like to go to the beach.Denize gitmeyi isterdim.

  24. her[hɜː]onun

    Her name is Mary.Onun adı Mary.

  25. make[meɪk]yapmak

    I make a cake.Pasta yapıyorum.

  26. know[nəʊ]bilmek

    I know the answer.Cevabı biliyorum.

  27. there[ðeər]orada, var

    There is a house in the countryside.Kırda bir ev var.

  28. one[wʌn]bir

    I have one apple.Bir elmam var.

  29. up[ʌp]yukarı

    The sun is up.Güneş çıktı.

  30. time[taɪm]zaman

    I have no time.Zamanım yok.

  31. year[jɪr]yıl

    The new year starts on January 1st.Yeni yıl 1 Ocak'ta başlar.

  32. so[soʊ]yani

    I'm so happy to see you!Seni görmek çok mutlu ediyor!

  33. think[θɪŋk]düşünmek

    I think it's a good idea.Bence iyi bir fikir.

  34. see[siː]görmek

    Can you see the bird in the tree?Ağaçtaki kuşu görebiliyor musun?

  35. them[ðɛm]onları

    I met them at the party.Onlarla partide tanıştım.

  36. people[ˈpiːpəl]insanlar

    There are many people at the concert.Konserde çok insan var.

  37. take[teɪk]almak

    Can you take a picture of us?Bizim fotoğrafımızı çeker misin?

  38. me[miː]beni

    Give the book to me.Kitabı bana ver.

  39. out[aʊt]dışarı

    Let's go out for dinner.Hadi akşam yemeğine çıkalım.

  40. him[hɪm]onu

    I saw him yesterday.Dün onu gördüm.

  41. come[kʌm]gelmek

    Come here, please.Lütfen buraya gel.

  42. now[naʊ]şimdi

    I'm ready now.Şimdi hazırım.

  43. like[laɪk]sevmek

    I like pizza.Pizza seviyorum.

  44. other[ˈʌðər]diğer

    I have two other books.Başka iki kitabım var.

  45. then[ðen]sonra

    First, I went to the store. Then, I went home.Önce dükkana gittim. Sonra eve gittim.

  46. its[ɪts]onun

    The cat is playing with its toy.Kedi oyuncağıyla oynuyor.

  47. two[tuː]iki

    I have two apples.İki elmam var.

  48. more[mɔːr]daha fazla

    I want more cookies.Daha fazla kurabiye istiyorum.

  49. want[wɑːnt]istemek

    I want to go to the beach.Sahilde olmak istiyorum.

  50. way[weɪ]yol

    This is the way to the park.Bu parkın yolu.

  51. no[noʊ]hayır

    No, I don't want any more.Hayır, artık istemiyorum.

  52. look[lʊk]bakmak

    Look at that beautiful sunset!O güzel gün batımına bak!

  53. first[fɜːrst]ilk

    The first day of school is exciting.Okulun ilk günü heyecan verici.

  54. new[nuː]yeni

    I have a new phone.Yeni bir telefonum var.

  55. day[deɪ]gün

    It's a beautiful day.Güzel bir gün.

  56. use[juːz]kullanmak

    Do you use a computer?Bilgisayar kullanıyor musun?

  57. man[mæn]adam

    The man is tall.Adam uzun boylu.

  58. here[hɪr]burada

    The book is here.Kitap burada.

  59. find[faɪnd]bulmak

    I can't find my keys.Anahtarlarımı bulamıyorum.

  60. give[ɡɪv]vermek

    Give me the book, please.Lütfen kitabı bana ver.

  61. thing[θɪŋ]şey

  62. well[wɛl]iyi

  63. tell[tɛl]söylemek

  64. even[ˈiːvən]bile

  65. back[bæk]geri

  66. good[ɡʊd]iyi

  67. us[ʌs]biz

    Come with us.Bizimle gel.

  68. woman[ˈwʊmən]kadın

    The woman is smiling.Kadın gülümsüyor.

  69. life[laɪf]hayat

    Life is full of surprises.Hayat sürprizlerle doludur.

  70. child[tʃaɪld]çocuk

    The child is playing in the garden.Çocuk bahçede oynuyor.

  71. down[daʊn]aşağı

    He walked down the street.Sokakta aşağı yürüdü.

  72. work[wɜrk]iş

    I have a lot of work to do.Yapılacak çok işim var.

  73. after[ˈæftər]sonra

    After school, I go to the library.Okuldan sonra kütüphaneye giderim.

  74. call[kɔl]aramak

    I will call you later.Seni sonra ararım.

  75. may[meɪ]belki

    May I have a glass of water?Bir bardak su alabilir miyim?

  76. world[wɜrld]dünya

    The world is a beautiful place.Dünya güzel bir yer.

  77. over[ˈoʊvər]üzerinde

    The bird flew over the house.Kuş evin üzerinden uçtu.

  78. still[stɪl]hala

    He is still waiting for her.Hala onu bekliyor.

  79. try[traɪ]denemek

    I will try my best.Elimden gelenin en iyisini yapacağım.

  80. school[skuːl]okul

    I go to school every day.Her gün okula gidiyorum.

  81. ask[æsk]sormak

    I asked him a question.Ona bir soru sordum.

  82. need[niːd]ihtiyaç duymak

    I need your help.Yardımına ihtiyacım var.

  83. three[θriː]üç

    There are three apples on the table.Masada üç elma var.

  84. feel[fiːl]hissetmek

    I feel happy today.Bugün mutlu hissediyorum.

  85. become[bɪˈkʌm]olmak

    He became a doctor.Doktor oldu.

  86. high[haɪ]yüksek

    The building is very high.Bina çok yüksek.

  87. something[ˈsʌmθɪŋ]bir şey

    I want to buy something.Bir şey satın almak istiyorum.

  88. much[mʌtʃ]çok

    There is much work to be done.Yapılacak çok iş var.

  89. own[oʊn]kendi

    This is my own house.Bu benim kendi evim.

  90. family[ˈfæmɪli]aile

    My family is important to me.Ailem benim için önemli.

  91. house[haʊs]ev

    I live in a small house.Küçük bir evde yaşıyorum.

  92. leave[liːv]ayrılmak

    I have to leave now.Şimdi ayrılmam gerek.

  93. put[pʊt]koymak

    Put the book on the table.Kitabı masaya koy.

  94. old[oʊld]eski

    The car is very old.Araba çok eski.

  95. mean[miːn]anlamına gelmek

    What does this word mean?Bu kelime ne anlama geliyor?

  96. let[let]izin vermek

    Let me go.Gitmeme izin ver.

  97. why[waɪ]neden

    Why are you here?Neden buradasın?

  98. keep[kiːp]saklamak

    Keep your promise.Sözünü tut.

  99. same[seɪm]aynı

    We have the same opinion.Aynı görüşteyiz.

  100. great[ɡreɪt]harika

    This is a great idea!Bu harika bir fikir!

101–200begin, big, group, country, talk, problem, turn, student …
  1. begin[bɪˈɡɪn]başlamak

    Let's begin the meeting.Toplantıya başlayalım.

  2. big[bɪɡ]büyük

    He has a big family.Geniş bir ailesi var.

  3. group[ɡruːp]grup

    The group is singing a song.Grup bir şarkı söylüyor.

  4. country[ˈkʌntri]ülke

    Which country are you from?Hangi ülkedensiniz?

  5. talk[tɔːk]konuşmak

    Can you talk louder?Daha yüksek konuşabilir misin?

  6. problem[ˈprɒbləm]problem

    I have a problem with my car.Arabamda bir problem var.

  7. turn[tɜːrn]dönmek

    Turn left at the corner.Köşede sola dön.

  8. student[ˈstuːdnt]öğrenci

    He is a student at the university.O üniversite öğrencisi.

  9. hand[hænd]el

    Give me your hand.Elimi ver.

  10. help[help]yardım etmek

    Can you help me with this?Bunda bana yardım edebilir misin?

  11. start[stɑːrt]başlamak

    Let's start now.Şimdi başlayalım.

  12. part[pɑːrt]parça

    What part of the story did you like?Hikayenin hangi kısmını beğendin?

  13. show[ʃoʊ]göstermek

    Show me your new phone.Yeni telefonunu göster bana.

  14. place[pleɪs]yer

    This is a nice place to live.Burası yaşamak için güzel bir yer.

  15. city[ˈsɪti]şehir

    I live in a big city.Büyük bir şehirde yaşıyorum.

  16. few[fjuː]birkaç

    I have a few questions.Birkaç sorum var.

  17. week[wiːk]hafta

    See you next week.Haftaya görüşürüz.

  18. company[ˈkʌmpəni]şirket

    He works for a big company.Büyük bir şirkette çalışıyor.

  19. hear[hɪr]duymak

    Can you hear me?Beni duyabiliyor musun?

  20. question[ˈkwɛstʃən]soru

    I have a question for you.Sana bir sorum var.

  21. right[raɪt]doğru

    You are right.Haklısın.

  22. program[ˈproʊɡræm]program

    What program do you use?Hangi programı kullanıyorsun?

  23. run[rʌn]koşmak

    I like to run in the park.Parkta koşmayı seviyorum.

  24. number[ˈnʌmbər]sayı

    What is your phone number?Telefon numaran ne?

  25. small[smɔːl]küçük

    He has a small car.Küçük bir arabası var.

  26. play[pleɪ]oynamak

    Let's play a game.Bir oyun oynayalım.

  27. move[muːv]hareket etmek

    The furniture is heavy, so it's difficult to move.Mobilya ağır, bu yüzden taşıması zor.

  28. night[naɪt]gece

    I like to go for walks at night.Geceleri yürüyüşe çıkmayı severim.

  29. believe[bɪˈliːv]inanmak

    I believe in you.Sana inanıyorum.

  30. today[təˈdeɪ]bugün

    What are you doing today?Bugün ne yapıyorsun?

  31. point[pɔɪnt]nokta

    Let's meet at this point on the map.Haritadaki bu noktada buluşalım.

  32. live[lɪv]yaşamak

    I live in a small town.Küçük bir kasabada yaşıyorum.

  33. happen[ˈhæpən]olmak

    What happened to you?Sana ne oldu?

  34. bring[brɪŋ]getirmek

    Can you bring me a glass of water?Bana bir bardak su getirebilir misin?

  35. large[lɑːrdʒ]büyük

    The house is large and spacious.Ev büyük ve ferah.

  36. must[mʌst]zorunda olmak

    You must be tired.Yorgun olmalısın.

  37. home[hoʊm]ev

    I'm going home now.Şimdi eve gidiyorum.

  38. room[ruːm]oda

    My room is on the second floor.Odam ikinci katta.

  39. fact[fækt]gerçek

    It's a fact that the earth is round.Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçek.

  40. area[ˈɛriə]alan

    This area is known for its beautiful beaches.Bu bölge güzel plajlarıyla bilinir.

  41. write[raɪt]yazmak

    I write a letter to my friend every week.Her hafta arkadaşım için bir mektup yazıyorum.

  42. money[ˈmʌni]para

    I need some money to buy a new phone.Yeni bir telefon almak için biraz paraya ihtiyacım var.

  43. story[ˈstɔːri]hikaye

    I love reading stories before bed.Yatağa gitmeden önce hikaye okumayı severim.

  44. water[ˈwɔːtər]su

    Please give me a glass of water.Lütfen bana bir bardak su ver.

  45. mother[ˈmʌðər]anne

    My mother is a great cook.Annem harika bir aşçı.

  46. young[jʌŋ]genç

    She is a young girl.O genç bir kız.

  47. month[mʌnθ]ay

    There are twelve months in a year.Bir yılda on iki ay vardır.

  48. lot[lɑt]çok

    I have a lot of homework to do.Yapmam gereken çok ödevim var.

  49. book[bʊk]kitap

    I love to read books.Kitap okumayı çok severim.

  50. eye[aɪ]göz

    She has beautiful blue eyes.Çok güzel mavi gözleri var.

  51. study[ˈstʌdi]çalışmak

    I study English every day.Her gün İngilizce çalışıyorum.

  52. job[dʒɑb]iş

    I am looking for a new job.Yeni bir iş arıyorum.

  53. word[wɜrd]kelime

    I don't know the meaning of this word.Bu kelimenin anlamını bilmiyorum.

  54. business[ˈbɪznɪs]iş

    He started his own business.Kendi işini kurdu.

  55. head[hed]baş

    He scratched his head.Başını kaşıdı.

  56. far[fɑr]uzak

    The hotel is far from the city center.Otel şehir merkezine uzak.

  57. long[lɔŋ]uzun

    She has long hair.Uzun saçları var.

  58. black[blæk]siyah

    The sky is black at night.Geceleri gökyüzü siyahtır.

  59. million[ˈmɪljən]milyon

    There are over a million people in this city.Bu şehirde bir milyondan fazla insan yaşıyor.

  60. little[ˈlɪtəl]küçük

    I have a little time to spare.Boş vaktim biraz var.

  61. yes[jes]evet

    Do you want to go to the cinema? Yes, please.Sinemaya gitmek ister misin? Evet lütfen.

  62. sit[sɪt]oturmak

    Let's sit down and relax.Oturup dinlenelim.

  63. friend[frend]arkadaş

    She is my best friend.O benim en iyi arkadaşım.

  64. father[ˈfɑðər]baba

    My father is a doctor.Babam doktor.

  65. hour[aʊər]saat

    The meeting will last for two hours.Toplantı iki saat sürecek.

  66. line[laɪn]çizgi

    Please stand in line.Lütfen sıra bekleyin.

  67. end[end]son

    The end of the story is very sad.Hikayenin sonu çok üzücü.

  68. stand[stænd]durmak

    Please stand up.Lütfen ayağa kalk.

  69. game[ɡeɪm]oyun

    I like to play computer games.Bilgisayar oyunları oynamayı seviyorum.

  70. lose[luːz]kaybetmek

    Don't lose hope.Umutsuzluğa kapılma.

  71. bad[bæd]kötü

    The food was bad.Yemek kötüydü.

  72. member[ˈmɛmbər]üye

    He is a member of the club.O kulübün bir üyesi.

  73. meet[mit]karşılaşmak

    I met my friends at the cafe.Arkadaşlarımla kafede buluştum.

  74. pay[peɪ]ödeme yapmak

    I have to pay the bills.Faturaları ödemem gerekiyor.

  75. car[kɑr]araba

    He bought a new car.Yeni bir araba aldı.

  76. name[neɪm]isim

    What's your name?Adınız ne?

  77. include[ɪnˈkluːd]dahil etmek

    The price includes the cost of shipping.Fiyat, nakliye masrafını içerir.

  78. five[faɪv]beş

    There are five people in my family.Ailemde beş kişi var.

  79. center[ˈsɛntər]merkez

    The library is in the center of town.Kütüphane şehrin merkezindedir.

  80. university[ˌjuːnɪˈvɜːrsɪti]üniversite

    She is studying at a university in London.O Londra'da bir üniversitede okuyor.

  81. real[riːəl]gerçek

    Is that a real diamond?Bu gerçek bir elmas mı?

  82. white[waɪt]beyaz

    The snow is white.Kar beyazdır.

  83. change[tʃeɪndʒ]değiştirmek

    I need to change my clothes.Kıyafetlerimi değiştirmem gerek.

  84. information[ˌɪnfərˈmeɪʃən]bilgi

    I need more information about this project.Bu proje hakkında daha fazla bilgiye ihtiyacım var.

  85. nothing[ˈnʌθɪŋ]hiçbir şey

    There's nothing in the fridge.Buzdolabında hiçbir şey yok.

  86. best[best]en iyi

    He's the best singer I know.O tanıdığım en iyi şarkıcı.

  87. idea[aɪˈdiːə]fikir

    I have a great idea for our next project.Bir sonraki projemiz için harika bir fikrim var.

  88. body[ˈbɑːdi]vücut

    Exercise is good for your body.Egzersiz vücudunuz için iyidir.

  89. learn[lɜːrn]öğrenmek

    I am learning English.İngilizce öğreniyorum.

  90. minute[ˈmɪnɪt]dakika

    Wait a minute.Bir dakika bekle.

  91. table[ˈteɪbəl]masa

    We sat at the table and ate dinner.Masaya oturduk ve akşam yemeği yedik.

  92. understand[ˌʌndərˈstænd]anlamak

    Do you understand what I'm saying?Söylediklerimi anlıyor musun?

  93. team[tiːm]takım

    Our team won the game.Takımımız oyunu kazandı.

  94. watch[wɑːtʃ]izlemek

    Let's watch a movie.Bir film izleyelim.

  95. follow[ˈfɑːloʊ]takip etmek

    Follow me.Beni takip et.

  96. stop[stɑːp]durmak

    Stop the car.Arabayı durdur.

  97. face[feɪs]yüz

    She has a beautiful face.Güzel bir yüzü var.

  98. anything[ˈɛniθɪŋ]herhangi bir şey

    Did you see anything interesting?İlginç bir şey gördün mü?

  99. parent[ˈpɛərənt]ebeveyn

    My parents are coming to visit.Ebeveynlerim ziyarete geliyor.

  100. speak[spiːk]konuşmak

    Can you speak English?İngilizce konuşabilir misin?

201–300create, office, read, spend, person, door, sure, add …
  1. create[kriˈeɪt]oluşturmak

    We need to create a new plan.Yeni bir plan oluşturmamız gerekiyor.

  2. office[ˈɑːfɪs]ofis

    I work in an office.Bir ofiste çalışıyorum.

  3. read[riːd]okumak

    I like to read books.Kitap okumayı severim.

  4. spend[spɛnd]harcamak

    I spend a lot of time with my family.Ailem ile çok zaman geçiriyorum.

  5. person[ˈpɜːrsən]kişi

    There were many people at the party.Partide birçok kişi vardı.

  6. door[dɔːr]kapı

    Close the door.Kapıyı kapat.

  7. sure[ʃʊr]emin

    Are you sure you want to do that?Bunu yapmak istediğinden emin misin?

  8. add[æd]eklemek

    Add some sugar to the coffee.Kahveye biraz şeker ekle.

  9. street[striːt]sokak

    We live on a quiet street.Sessiz bir sokakta yaşıyoruz.

  10. history[ˈhɪstəri]tarih

    I'm studying European history.Avrupa tarihini çalışıyorum.

  11. party[ˈpɑːrti]parti

    We're having a party next weekend.Gelecek hafta sonu bir parti düzenliyoruz.

  12. grow[ɡroʊ]büyümek

    The children are growing up fast.Çocuklar hızla büyüyorlar.

  13. reason[ˈriːzən]sebep

    What's the reason for your delay?Gecikmenizin sebebi ne?

  14. morning[ˈmɔːrnɪŋ]sabah

    Good morning! How are you?Günaydın! Nasılsın?

  15. open[ˈoʊpən]açık

    The store is open until 8 pm.Mağaza akşam 8'e kadar açık.

  16. walk[wɔːk]yürümek

    I like to walk in the park.Parkta yürümeyi seviyorum.

  17. news[nuːz]haber

    What's the news today?Bugün haberlerde ne var?

  18. health[helθ]sağlık

    It's important to take care of your health.Sağlığınıza dikkat etmek önemlidir.

  19. early[ˈɜːrli]erken

    We had an early breakfast today.Bugün erken kahvaltı yaptık.

  20. air[ɛr]hava

    The air is fresh today.Bugün hava temiz.

  21. art[ɑːrt]sanat

    She loves art and music.Sanat ve müziği seviyor.

  22. result[rɪˈzʌlt]sonuç

    The results of the exam will be released next week.Sınav sonuçları gelecek hafta açıklanacak.

  23. moment[ˈmoʊmən]an

    Wait a moment, I'll be right back.Bir dakika bekleyin, hemen geliyorum.

  24. remember[rɪˈmɛmbər]hatırlamak

    Remember to lock the door.Kapıyı kilitlemeyi unutma.

  25. enough[ɪˈnʌf]yeterince

    Do you have enough money?Yeterince paran var mı?

  26. girl[ɡɜːrl]kız

    The little girl is playing with her doll.Küçük kız bebeğiyle oynuyor.

  27. boy[bɔɪ]erkek çocuk

    The boy is riding his bike.Erkek çocuk bisiklete biniyor.

  28. win[wɪn]kazanmak

    Our team won the game.Takımımız oyunu kazandı.

  29. food[fuːd]yemek

    What kind of food do you like?Ne tür yemekler seviyorsun?

  30. second[ˈsɛkənd]ikinci

    He came in second place.İkinci oldu.

  31. age[eɪdʒ]yaş

    What is your age?Yaşın kaç?

  32. love[lʌv]sevgi

    My love for my family is very strong.Aileme olan sevgim çok güçlü.

  33. buy[baɪ]satın almak

    I want to buy a new car.Yeni bir araba almak istiyorum.

  34. wait[weɪt]beklemek

    Please wait here for me.Lütfen burada beni bekle.

  35. die[daɪ]ölmek

    He died last year.Geçen yıl öldü.

  36. send[send]göndermek

    Can you send me an email?Bana bir e-posta gönderebilir misin?

  37. teacher[ˈtiːtʃər]öğretmen

    My teacher is very kind.Öğretmenim çok iyi kalpli.

  38. market[ˈmɑːrkɪt]pazar

    Let's go to the market and buy some food.Hadi pazara gidelim ve biraz yiyecek alalım.

  39. stay[steɪ]kalmak

    I will stay at home today.Bugün evde kalacağım.

  40. build[bɪld]inşa etmek

    They are building a new school.Yeni bir okul inşa ediyorlar.

  41. fall[fɔːl]düşmek

    The leaves fall from the trees in autumn.Sonbaharda yapraklar ağaçlardan düşer.

  42. oh[oʊ]ah

    Oh, I didn't know that.Ah, bunu bilmiyordum.

  43. plan[plæn]plan

    Do you have any plans for the weekend?Haftasonu için planın var mı?

  44. interest[ˈɪntrəst]ilgi

    I have an interest in history.Tarih ile ilgileniyorum.

  45. someone[ˈsʌmwʌn]biri

    Someone is knocking on the door.Biri kapıyı çalıyor.

  46. cut[kʌt]kesmek

    I cut my finger while cooking.Yemek yaparken parmağımı kesti.

  47. behind[bɪˈhaɪnd]arkasında

    The cat is hiding behind the chair.Kedi sandalyenin arkasına saklanıyor.

  48. six[sɪks]altı

    I have six brothers.Altı erkek kardeşim var.

  49. local[ˈloʊkəl]yerel

    We went to a local restaurant.Yerel bir restorana gittik.

  50. class[klæs]ders

    I have an English class on Tuesdays.Salıları İngilizce dersim var.

  51. late[leɪt]geç

    I'm late for work.İşe geç kaldım.

  52. photo[ˈfoʊtoʊ]fotoğraf

    Can I take a photo of you?Senden bir fotoğraf çekebilir miyim?

  53. sell[sel]satmak

    He wants to sell his house.Evini satmak istiyor.

  54. college[ˈkɑːlɪdʒ]üniversite

    I'm going to college next year.Gelecek yıl üniversiteye gidiyorum.

  55. decide[dɪˈsaɪd]karar vermek

    I haven't decided what to eat.Ne yiyeceğime karar vermedim.

  56. possible[ˈpɑːsəbəl]mümkün

    Is it possible to learn a new language in a year?Bir yılda yeni bir dil öğrenmek mümkün mü?

  57. better[ˈbɛtər]daha iyi

    I feel better today.Bugün daha iyi hissediyorum.

  58. strong[strɔːŋ]güçlü

    He is a strong man.O güçlü bir adam.

  59. music[ˈmjuːzɪk]müzik

    I like to listen to music.Müzik dinlemeyi severim.

  60. report[rɪˈpɔːrt]rapor

    I wrote a report about climate change.İklim değişikliği hakkında bir rapor yazdım.

  61. color[ˈkʌlər]renk

    The color of the sky is blue.Gökyüzünün rengi mavidir.

  62. police[pəˈliːs]polis

    The police are investigating the crime.Polis suçun soruşturmasını yapıyor.

  63. wife[waɪf]karı

    He loves his wife very much.Karısını çok seviyor.

  64. return[rɪˈtɜːrn]geri vermek

    I returned the book to the library.Kitabı kütüphaneye geri verdim.

  65. explain[ɪkˈspleɪn]açıklamak

    Can you explain this to me?Bunu bana açıklayabilir misin?

  66. carry[ˈkæri]taşımak

    She carried a heavy bag.Ağır bir çanta taşıyordu.

  67. free[friː]ücretsiz

    The event is free to attend.Etkinliğe katılım ücretsizdir.

  68. hope[hoʊp]umut

    There is still hope that it won't rain tomorrow.Yarın yağmur yağmayacağına dair hâlâ umut var.

  69. drive[draɪv]sürmek

    He drove to work.İşe araba kullandı.

  70. son[sʌn]oğul

    His son is a doctor.Oğlu doktor.

  71. arm[ɑːrm]kol

    She broke her arm.Kolunu kırdı.

  72. true[truː]doğru

    That is a true story.Bu gerçek bir hikaye.

  73. price[praɪs]fiyat

    What is the price of this book?Bu kitabın fiyatı ne kadar?

  74. break[breɪk]kırmak

    The vase broke when she dropped it.Vazo düşürdüğünde kırıldı.

  75. action[ˈækʃən]eylem

    We need to take action to solve this problem.Bu problemi çözmek için harekete geçmemiz gerekiyor.

  76. thank[θæŋk]teşekkür etmek

    Thank you for your help.Yardımınız için teşekkür ederim.

  77. town[taʊn]kasaba

    He lives in a small town.Küçük bir kasabada yaşıyor.

  78. building[ˈbɪl.dɪŋ]bina

    The building is very tall.Bina çok yüksek.

  79. difference[ˈdɪfərəns]fark

    There is a big difference between the two.İkisi arasında büyük bir fark var.

  80. full[fʊl]dolu

    The glass is full of water.Bardak suyla dolu.

  81. join[dʒɔɪn]katılmak

    He joined the club.Kulübe katıldı.

  82. road[roʊd]yol

    They walked along the road.Yolda yürüdüler.

  83. model[ˈmɑːdl]model

    She is a model.O bir model.

  84. agree[əˈɡriː]katılmak

    We agree on that.Buna katılıyoruz.

  85. form[fɔːrm]şekil

    The cake was in the form of a heart.Pasta kalp şeklindeydi.

  86. special[ˈspeʃəl]özel

    It's a special day.Özel bir gün.

  87. hard[hɑːrd]zor

    It's a hard job.Zor bir iş.

  88. paper[ˈpeɪpər]kağıt

    Write on the paper.Kağıda yaz.

  89. wear[weər]giymek

    He wears a coat in the winter.Kışın palto giyiyor.

  90. event[ɪˈvent]olay

    The event was a great success.Etkinlik büyük bir başarıydı.

  91. space[speɪs]uzay

    There is a lot of space in the room.Odadaki çok fazla yer var.

  92. player[ˈpleɪ.ər]oyuncu

    He is a good football player.O iyi bir futbolcu.

  93. project[ˈprɒdʒ.ekt]proje

    They are working on a new project.Yeni bir proje üzerinde çalışıyorlar.

  94. situation[ˌsɪtʃ.uˈeɪ.ʃən]durum

    The situation is getting worse.Durum kötüye gidiyor.

  95. half[hɑːf]yarım

    I ate half of the pizza.Pizzanın yarısını yedim.

  96. activity[ækˈtɪv.ə.ti]aktivite

    They enjoy outdoor activities.Onlar açık hava etkinliklerinin tadını çıkarıyorlar.

  97. eat[iːt]yemek

    I eat breakfast every morning.Her sabah kahvaltı ederim.

  98. cost[kɒst]maliyet

    The cost of living is increasing.Yaşam maliyeti artıyor.

  99. easy[ˈiː.zi]kolay

    This task is easy.Bu görev kolay.

  100. picture[ˈpɪk.tʃər]resim

    I took a picture of the sunset.Gün batımının resmini çektim.

301–400describe, teach, wall, doctor, product, practice, phone, piece …
  1. describe[dɪˈskraɪb]açıklamak

    Can you describe the person you saw?Gördüğünüz kişiyi tarif edebilir misiniz?

  2. teach[tiːtʃ]öğretmek

    He teaches English at the university.O üniversitede İngilizce öğretiyor.

  3. wall[wɔːl]duvar

    There is a painting on the wall.Duvarda bir resim var.

  4. doctor[ˈdɒk.tər]doktor

    I went to the doctor because I was sick.Hastaydım çünkü doktora gittim.

  5. product[ˈprɒd.ʌkt]ürün

    They sell a variety of products.Onlar çeşitli ürünler satıyorlar.

  6. practice[ˈpræk.tɪs]pratik yapmak

    I need to practice my English.İngilizcemizi pratik yapmam gerekiyor.

  7. phone[fəʊn]telefon

    Can I use your phone?Telefonunu kullanabilir miyim?

  8. piece[piːs]parça

    I ate a piece of cake.Bir dilim pasta yedim.

  9. test[test]test

    I have a test tomorrow.Yarın sınavım var.

  10. personal[ˈpɜː.sən.əl]kişisel

    This is my personal opinion.Bu benim kişisel görüşüm.

  11. star[stɑːr]yıldız

    There are many stars in the sky.Gökyüzünde birçok yıldız var.

  12. land[lænd]kara

    We reached land after a long journey.Uzun bir yolculuktan sonra karaya ulaştık.

  13. third[θɜːd]üçüncü

    She came in third place.Üçüncü oldu.

  14. computer[kəmˈpjuː.tər]bilgisayar

    I use a computer for work.İş için bilgisayar kullanıyorum.

  15. movie[ˈmuː.vi]film

    We went to the movie theater last night.Dün gece sinemaya gittik.

  16. worker[ˈwɜː.kər]işçi

    They are all hard workers.Hepsi çok çalışkan.

  17. type[taɪp]tür

    There are many types of apples.Birçok çeşit elma var.

  18. north[nɔːθ]kuzey

    Canada is to the north of the United States.Kanada, Amerika Birleşik Devletleri'nin kuzeyindedir.

  19. baby[ˈbeɪ.bi]bebek

    The baby is sleeping.Bebek uyuyor.

  20. draw[drɔː]çizmek

    Can you draw a picture of a cat?Bir kedi resmi çizebilir misin?

  21. tree[triː]ağaç

    There is a big tree in the park.Parkta büyük bir ağaç var.

  22. choose[tʃuːz]seçmek

    I choose to eat the apple.Elmayı yemeyi seçiyorum.

  23. red[red]kırmızı

    The car is red.Araba kırmızı.

  24. window[ˈwɪndoʊ]pencere

    I opened the window to let in some fresh air.Taze hava almak için pencereyi açtım.

  25. park[pɑːrk]park

    We went for a walk in the park.Parkta yürüyüşe çıktık.

  26. period[ˈpɪəriəd]dönem

    The Renaissance was a period of great artistic and intellectual flourishing.Rönesans büyük bir sanat ve entelektüel gelişme dönemiydi.

  27. culture[ˈkʌltʃər]kültür

    The city has a rich culture.Şehrin zengin bir kültürü var.

  28. hair[heər]saç

    She has long, dark hair.Uzun, koyu saçları var.

  29. listen[ˈlɪsən]dinlemek

    Listen carefully to what I have to say.Söylediklerimi dikkatlice dinle.

  30. brother[ˈbrʌðər]kardeş

    My brother is older than me.Kardeşim benden büyük.

  31. summer[ˈsʌmər]yaz

    I love summer because the weather is warm.Hava sıcak olduğu için yazı çok seviyorum.

  32. science[ˈsaɪəns]bilim

    Science is the study of the natural world.Bilim doğal dünyanın incelenmesidir.

  33. letter[ˈletər]mektup

    I wrote a letter to my friend.Arkadaşıma bir mektup yazdım.

  34. short[ʃɔːrt]kısa

    She has short hair.Kısa saçları var.

  35. rule[ruːl]kural

    The rule is that you must wear a helmet when riding a bike.Bisiklet kullanırken kask takmak zorundasınız, kural bu.

  36. floor[flɔːr]kat

    The floor is made of wood.Zemin tahtadan yapılmış.

  37. mile[maɪl]mil

    We walked for a mile.Bir mil yürüdük.

  38. course[kɔːrs]kurs

    I took a cooking course.Bir yemek pişirme kursu aldım.

  39. plant[plænt]bitki

    I have a plant on my windowsill.Pencere kenarımda bir bitki var.

  40. fire[faɪər]ateş

    The fire was burning brightly.Ateş parlak bir şekilde yanıyordu.

  41. close[kloʊz]kapatmak

    Please close the door.Lütfen kapıyı kapat.

  42. daughter[ˈdɔːtər]kız

    She is my daughter.O benim kızım.

  43. husband[ˈhʌzbənd]koca

    My husband is a doctor.Kocam doktor.

  44. wrong[rɔːŋ]yanlış

    You are wrong.Yanılıyorsun.

  45. future[ˈfjuːtʃər]gelecek

    I hope for a bright future.Parlak bir gelecek umuyorum.

  46. south[saʊθ]güney

    We drove to the south of the country for our vacation.Tatil için arabayla ülkenin güneyine gittik.

  47. hospital[ˈhɑːspɪtl]hastan

    I went to the hospital to visit my friend.Arkadaşımı ziyaret etmek için hastaneye gittim.

  48. subject[ˈsʌbdʒɪkt]konu

    My favorite subject in school is math.Okulda en sevdiğim ders matematik.

  49. order[ˈɔːrdər]sipariş

    I placed an order for a new phone.Yeni bir telefon siparişi verdim.

  50. west[west]batı

    The sun sets in the west.Güneş batıda batar.

  51. bed[bed]yatak

    I went to bed early last night.Dün gece erken yattım.

  52. soon[suːn]yakında

    I will be back soon.Yakında geri döneceğim.

  53. fill[fɪl]doldurmak

    Fill the glass with water.Bardığı suyla doldur.

  54. past[pæst]geçmiş

    The past is a foreign country.Geçmiş yabancı bir ülkedir.

  55. store[stɔːr]mağaza

    I need to go to the store to buy some milk.Süt almak için mağazaya gitmem gerekiyor.

  56. bank[bæŋk]banka

    I have a bank account at Chase.Chase'de bir banka hesabım var.

  57. sound[saʊnd]ses

    The sound of the waves crashing on the shore was relaxing.Dalgaların kıyıya çarpma sesi rahatlatıcıydı.

  58. note[noʊt]not

    I left a note on the door for my roommate.Oda arkadaşım için kapıya bir not bıraktım.

  59. fine[faɪn]iyi

    The weather is fine today.Bugün hava güzel.

  60. near[nɪr]yakın

    My house is near the park.Evim parka yakın.

  61. common[ˈkɑːmən]ortak

    Birds are a common sight in the park.Kuşlar parkta sık görülen bir manzaradır.

  62. page[peɪdʒ]sayfa

    I am reading a book on the first page.İlk sayfadan bir kitap okuyorum.

  63. poor[pʊr]fakir

    The poor man had no money.Fakir adamın parası yoktu.

  64. share[ʃeər]paylaşmak

    Can you share your food with me?Yiyeceklerini benimle paylaşabilir misin?

  65. natural[ˈnætʃərəl]doğal

    The forest is a natural wonder.Orman doğal bir harikadır.

  66. hot[hɑːt]sıcak

    The weather is hot today.Bugün hava sıcak.

  67. language[ˈlæŋɡwɪdʒ]dil

    English is a global language.İngilizce küresel bir dildir.

  68. river[ˈrɪvər]nehir

    The Nile is the longest river in the world.Nil dünyanın en uzun nehridir.

  69. article[ˈɑːrtɪkəl]makale

    I read an interesting article about climate change.İklim değişikliği hakkında ilginç bir makale okudum.

  70. east[iːst]doğu

    The sun rises in the east.Güneş doğuda doğar.

  71. animal[ˈænɪməl]hayvan

    The lion is a wild animal.Aslan vahşi bir hayvandır.

  72. sport[spɔːrt]spor

    I like to play basketball, it's my favorite sport.Basketbol oynamayı severim, en sevdiğim spordur.

  73. lie[laɪ]yalan söylemek

    Don't lie to me!Bana yalan söyleme!

  74. happy[ˈhæpi]mutlu

    I am happy to see you.Seni görmekten mutluyum.

  75. eight[eɪt]sekiz

    There are eight planets in our solar system.Güneş sistemimizde sekiz gezegen var.

  76. list[lɪst]liste

    I made a list of things to buy at the store.Mağazadan alacaklarımın listesini yaptım.

  77. ready[ˈredi]hazır

    Are you ready to go?Gitmeye hazır mısın?

  78. career[kəˈrɪr]kariyer

    She has a successful career in law.Hukukta başarılı bir kariyeri var.

  79. answer[ˈænsər]cevap

    What is the answer to this question?Bu sorunun cevabı ne?

  80. dog[dɔːɡ]köpek

    My dog is a golden retriever.Köpeğim golden retriever.

  81. television[ˈtɛlɪˌvɪʒən]televizyon

    I watch television every night.Her gece televizyon izlerim.

  82. meeting[ˈmiːtɪŋ]toplantı

    I have a meeting with my boss tomorrow.Yarın patronumla bir toplantım var.

  83. success[səkˈses]başarı

    He achieved great success in his career.Kariyerinde büyük bir başarı elde etti.

  84. prepare[prɪˈpeər]hazırlamak

    I am preparing for my exam.Sınavıma hazırlanıyorum.

  85. left[lɛft]sol

    The left side of the road is for cars.Yolun sol tarafı araçlar içindir.

  86. dollar[ˈdɑːlər]dolar

    I paid for the coffee with a dollar.Kahveyi bir dolarla ödedim.

  87. box[bɑːks]kutu

    The box is full of toys.Kutu oyuncaklarla dolu.

  88. miss[mɪs]özlemek

    I miss my family.Ailemi özlüyorum.

  89. pretty[ˈprɪti]güzel

    The flower is pretty.Çiçek güzel.

  90. feeling[ˈfiːlɪŋ]duygu

    I have a good feeling about this.Bunun hakkında iyi bir hissim var.

  91. message[ˈmɛsɪdʒ]mesaj

    I received a message from my friend.Arkadaşımdan bir mesaj aldım.

  92. arrive[əˈraɪv]varmak

    The train will arrive at 10:00.Tren saat 10:00'da gelecek.

  93. outside[ˈaʊtˈsaɪd]dışarıda

    It's cold outside.Dışarıda soğuk.

  94. present[ˈprɛzənt]hediye

    I got a present for my birthday.Doğum günüm için bir hediye aldım.

  95. cup[kʌp]bardak

    I need a cup of coffee.Bir fincan kahveye ihtiyacım var.

  96. island[ˈaɪlənd]ada

    The island is beautiful.Ada güzel.

  97. check[tʃɛk]kontrol etmek

    I need to check my email.E-postamı kontrol etmem gerekiyor.

  98. photograph[ˈfoʊtəˌɡræf]fotoğraf

    I took a photograph of the sunset.Günbatımının fotoğrafını çektim.

  99. glass[ɡlæs]bardak

    I drank a glass of water.Bir bardak su içtim.

  100. station[ˈsteɪʃən]istasyon

    I'm waiting for the train at the station.İstasyonda treni bekliyorum.

401–500compare, blue, example, mountain, guess, sister, laugh, design …
  1. compare[kəmˈpeər]karşılaştırmak

    I compared the prices of the two cars.İki aracın fiyatlarını karşılaştırdım.

  2. blue[bluː]mavi

    The sky is blue.Gökyüzü mavi.

  3. example[ɪɡˈzæmpəl]örnek

    Can you give me an example?Bana bir örnek verebilir misin?

  4. mountain[ˈmaʊntən]dağ

    We climbed the mountain.Dağa tırmandık.

  5. guess[ɡɛs]tahmin etmek

    I can't guess the answer.Cevabı tahmin edemiyorum.

  6. sister[ˈsɪstər]kardeş

    My sister is older than me.Kız kardeşim benden büyük.

  7. laugh[læf]gülmek

    We laughed at the joke.Şakaya güldük.

  8. design[dɪˈzaɪn]tasarım

    The design of the house is modern.Evin tasarımı modern.

  9. sun[sʌn]güneş

    The sun is shining.Güneş parlıyor.

  10. artist[ˈɑːrtɪst]sanatçı

    The artist is famous.Sanatçı ünlü.

  11. club[klʌb]kulüp

    I went to a club last night.Dün gece bir kulübe gittim.

  12. section[ˈsɛkʃən]bölüm

    The book has a section on history.Kitapta tarih üzerine bir bölüm var.

  13. skill[skɪl]beceri

    He has great cooking skills.Çok iyi yemek yapma becerilerine sahip.

  14. ok[oʊˈkeɪ]tamam

    That sounds ok to me.Bu bana göre tamam.

  15. forget[fərˈɡɛt]unutmak

    Don't forget to bring your keys.Anahtarlarını getirmeyi unutma.

  16. leg[lɛɡ]bacak

    I hurt my leg playing soccer.Futbol oynarken bacağımı incittim.

  17. main[meɪn]ana

    The main reason I came here was to see you.Buraya gelmemin ana sebebi seni görmekti.

  18. enjoy[ɪnˈdʒɔɪ]keyif almak

    I enjoy listening to music.Müzik dinlemekten keyif alırım.

  19. discuss[dɪˈskʌs]tartışmak

    We discussed the project at length.Projeyi uzun uzun tartıştık.

  20. final[ˈfaɪnəl]son

    This is the final exam of the semester.Bu, dönemin son sınavı.

  21. cold[koʊld]soğuk

    It's cold outside today.Bugün dışarıda soğuk.

  22. above[əˈbʌv]üstünde

    The bird is flying above the tree.Kuş ağacın üstünde uçuyor.

  23. song[sɔŋ]şarkı

    I love that song!O şarkıyı çok seviyorum!

  24. radio[ˈreɪdioʊ]radyo

    I heard the news on the radio.Radyoda haberleri duydum.

  25. nice[naɪs]güzel

    That's a nice dress.Bu güzel bir elbise.

  26. spring[sprɪŋ]ilkbahar

    Spring is my favorite season.İlkbahar benim en sevdiğim mevsim.

  27. card[kɑːrd]kart

    I got a birthday card from my friend.Arkadaşım bana bir doğum günü kartı gönderdi.

  28. visit[ˈvɪzɪt]ziyaret etmek

    I visited my parents last weekend.Geçen hafta sonu annemi babamı ziyaret ettim.

  29. imagine[ɪˈmædʒɪn]hayal etmek

    Can you imagine living on the moon?Ayda yaşamayı hayal edebiliyor musun?

  30. finish[ˈfɪnɪʃ]bitirmek

    I finished my homework.Ödevimi bitirdim.

  31. statement[ˈsteɪtmənt]beyanat

    The company released a statement about the issue.Şirket konu hakkında bir açıklama yayınladı.

  32. popular[ˈpɑːpjələr]popüler

    That song is very popular.O şarkı çok popüler.

  33. green[ɡriːn]yeşil

    The grass is green.Çimen yeşil.

  34. thanks[θæŋks]teşekkürler

    Thanks for the help.Yardımın için teşekkürler.

  35. tonight[təˈnaɪt]bu gece

    What are you doing tonight?Bu gece ne yapıyorsun?

  36. fly[flaɪ]uçmak

    The bird can fly.Kuş uçabilir.

  37. ball[bɔːl]top

    Let's play ball!Hadi top oynayalım!

  38. chair[tʃeər]sandalye

    Sit down on the chair.Sandalyede otur.

  39. yourself[jʊərˈsɛlf]kendin

    Take care of yourself.Kendine iyi bak.

  40. evening[ˈiːvnɪŋ]akşam

    Good evening.İyi akşamlar.

  41. museum[mjuˈziːəm]müze

    We went to the museum yesterday.Dün müzeye gittik.

  42. fish[fɪʃ]balık

    I like to eat fish.Balık yemekten hoşlanırım.

  43. trip[trɪp]gezi

    We are planning a trip to Europe.Avrupa'ya bir gezi planlıyoruz.

  44. interview[ˈɪntərvjuː]röportaj

    I had a job interview today.Bugün bir iş görüşmem oldu.

  45. style[staɪl]stil

    She has a unique style.Kendine özgü bir stili var.

  46. ten[ten]on

    I have ten fingers.On parmağım var.

  47. adult[ˈædʌlt]yetişkin

    He is an adult now.Artık yetişkin.

  48. dark[dɑːrk]karanlık

    The room was dark and silent.Oda karanlık ve sessizdi.

  49. somebody[ˈsʌmbədi]birisi

    Somebody is knocking on the door.Kapıyı biri çalıyor.

  50. magazine[ˌmæɡəˈziːn]dergi

    I like to read fashion magazines.Moda dergilerini okumayı severim.

  51. writer[ˈraɪtər]yazar

    She is a famous writer.O ünlü bir yazardır.

  52. camera[ˈkæmərə]kamera

    I need to buy a new camera.Yeni bir kamera almam gerekiyor.

  53. improve[ɪmˈpruːv]geliştirmek

    I want to improve my English skills.İngilizce becerilerimi geliştirmek istiyorum.

  54. bar[bɑːr]bar

    Let's go to the bar for a drink.Bir içki için bara gidelim.

  55. hotel[hoʊˈtel]otel

    We stayed at a nice hotel.Güzel bir otelde kaldık.

  56. detail[ˈdiːteɪl]detay

    Can you give me more details about the plan?Plan hakkında bana daha fazla ayrıntı verebilir misin?

  57. machine[məˈʃiːn]makine

    This machine is used for making coffee.Bu makine kahve yapmak için kullanılır.

  58. bag[bæɡ]çanta

    I have a new bag.Yeni bir çantam var.

  59. address[əˈdres]adres

    What is your address?Adresiniz nedir?

  60. mom[mɑːm]anne

    I love my mom.Annemı çok seviyorum.

  61. modern[ˈmɑːdɜːrn]modern

    This is a very modern house.Bu çok modern bir ev.

  62. sing[sɪŋ]şarkı söylemek

    She can sing beautifully.O güzel şarkı söyleyebilir.

  63. yard[jɑːrd]avlu

    The kids are playing in the yard.Çocuklar avluda oynuyor.

  64. kitchen[ˈkɪtʃən]mutfak

    I like to cook in the kitchen.Mutfakta yemek yapmayı severim.

  65. mouth[maʊθ]ağız

    She opened her mouth to speak.Konuşmak için ağzını açtı.

  66. capital[ˈkæpɪtl]başkent

    Paris is the capital of France.Paris, Fransa'nın başkentidir.

  67. positive[ˈpɑːzətɪv]pozitif

    I have a positive attitude.Pozitif bir tavrım var.

  68. rich[rɪtʃ]zengin

    He is a rich businessman.O zengin bir iş adamı.

  69. dinner[ˈdɪnər]akşam yemeği

    What are we having for dinner?Akşam yemeğinde ne yiyeceğiz?

  70. travel[ˈtrævl]seyahat etmek

    I love to travel to new places.Yeni yerlere seyahat etmeyi severim.

  71. born[bɔːrn]doğmuş

    He was born in 1990.1990 yılında doğdu.

  72. front[frʌnt]ön

    Sit in the front row.Ön sırada otur.

  73. partner[ˈpɑːrtnər]ortak

    My business partner is very successful.İş ortağım çok başarılı.

  74. scientist[ˈsaɪəntɪst]bilim insanı

    She is a famous scientist.O ünlü bir bilim insanı.

  75. key[kiː]anahtar

    I need the key to open the door.Kapıyı açmak için anahtara ihtiyacım var.

  76. newspaper[ˈnjuːzˌpeɪpər]gazete

    I read the newspaper every morning.Her sabah gazete okurum.

  77. garden[ˈɡɑːrdn]bahçe

    I have a small garden in my backyard.Arka bahçemde küçük bir bahçem var.

  78. opinion[əˈpɪnjən]görüş

    What is your opinion on this movie?Bu film hakkında ne düşünüyorsun?

  79. customer[ˈkʌstə.mər]müşteri

    The customer was very happy with the service.Müşteri hizmetle çok memnundu.

  80. restaurant[ˈrestərɑːnt]restoran

    We went to a nice restaurant for dinner.Akşam yemeği için güzel bir restorana gittik.

  81. neighborhood[ˈneɪbərˌhʊd]mahalle

    I live in a friendly neighborhood.Dost canlısı bir mahallede yaşıyorum.

  82. nobody[ˈnoʊbədi]kimse

    Nobody was home when I arrived.Geldiğimde evde kimse yoktu.

  83. dad[dæd]baba

    My dad is a great cook.Babam harika yemek yapar.

  84. video[ˈvɪdi.oʊ]video

    I watched a funny video online.Çevrimiçi komik bir video izledim.

  85. plane[pleɪn]uçak

    We took a plane to Paris.Paris'e uçakla gittik.

  86. bird[bɜːrd]kuş

    The bird sang a beautiful song.Kuş güzel bir şarkı söyledi.

  87. text[tekst]metin

    I sent a text message to my friend.Arkadaşıma bir mesaj attım.

  88. nine[naɪn]dokuz

    There are nine people in my family.Ailemde dokuz kişi var.

  89. sleep[sliːp]uyku

    I need to get some sleep.Biraz uyumam gerek.

  90. object[ˈɑːb.dʒekt]nesne

    The object was found at the crime scene.Nesne suç mahallinde bulundu.

  91. please[pliːz]lütfen

    Please close the door.Lütfen kapıyı kapat.

  92. afternoon[ˌæftərˈnuːn]öğleden sonra

    We met for coffee in the afternoon.Öğleden sonra kahve içmek için buluştuk.

  93. hundred[ˈhʌndrəd]yüz

    There are a hundred years in a century.Bir yüzyılda yüz yıl vardır.

  94. perfect[ˈpɜːrfɪkt]mükemmel

    The weather was perfect for a picnic.Piknik için hava mükemmeldi.

  95. conversation[ˌkɑːnvərˈseɪʃən]konuşma

    We had a long conversation about our plans.Planlarımız hakkında uzun bir konuşma yaptık.

  96. beginning[bɪˈɡɪnɪŋ]başlangıç

    At the beginning of the movie, there was a surprise.Filmin başında bir sürpriz vardı.

  97. beach[biːtʃ]plaj

    We spent the day at the beach.Günü plajda geçirdik.

  98. weekend[ˈwiːk.end]hafta sonu

    I'm going to visit my family this weekend.Bu hafta sonu ailemi ziyaret edeceğim.

  99. date[deɪt]tarih

    What is the date today?Bugün tarih ne?

  100. sorry[ˈsɑːri]üzgünüm

    I'm sorry, I didn't mean to hurt your feelings.Üzgünüm, duygularını incitmek istemedim.

501–600introduce, complete, driver, truck, drink, ice, winter, horse …
  1. introduce[ˌɪntrəˈduːs]tanıştırmak

    Let me introduce you to my friend.Seni arkadaşımla tanıştırayım.

  2. complete[kəmˈpliːt]tamamlamak

    I need to complete my homework.Ödevimi tamamlamam gerek.

  3. driver[ˈdraɪvər]sürücü

    The driver stopped the car at the red light.Sürücü arabayı kırmızı ışıkta durdurdu.

  4. truck[trʌk]kamyon

    The truck was carrying a heavy load.Kamyon ağır bir yük taşıyordu.

  5. drink[drɪŋk]içmek

    I'm thirsty, I need to drink some water.Susadım, biraz su içmem gerek.

  6. ice[aɪs]buz

    The ice cream was melting.Dondurma eriyordu.

  7. winter[ˈwɪntər]kış

    Winter is my favorite season.Kış benim en sevdiğim mevsim.

  8. horse[hɔːs]at

    The horse galloped across the field.At, tarlada koştu.

  9. apartment[əˈpɑːrtmən]daire

    She lives in a small apartment downtown.O, şehir merkezinde küçük bir dairede yaşıyor.

  10. farm[fɑːrm]çiftlik

    The farm is full of animals.Çiftlik hayvanlarla dolu.

  11. flight[flaɪt]uçak sefer

    My flight leaves tomorrow morning.Uçağım yarın sabah kalkıyor.

  12. boat[boʊt]tekne

    We went for a boat ride on the lake.Gölde tekne turuna çıktık.

  13. pound[paʊnd]pound (para birimi)

    He paid ten pounds for the book.Kitap için on pound ödedi.

  14. tomorrow[təˈmɔːroʊ]yarın

    I'll see you tomorrow.Yarın görüşürüz.

  15. quick[kwɪk]hızlı

    The rabbit is very quick.Tavşan çok hızlı.

  16. reader[ˈriːdər]okucu

    She is a good reader.O iyi bir okuyucudur.

  17. painting[ˈpeɪntɪŋ]resim

    The painting is beautiful.Resim güzel.

  18. title[ˈtaɪtl]başlık

    What is the title of the book?Kitabın adı ne?

  19. shop[ʃɑːp]mağaza

    Let's go to the shop.Mağazaya gidelim.

  20. ride[raɪd]binmek

    I like to ride my bike.Bisikletime binmeyi severim.

  21. lesson[ˈlesən]ders

    I have a math lesson today.Bugün matematik dersim var.

  22. band[bænd]grup

    The band is playing a great song.Grup harika bir şarkı çalıyor.

  23. ear[ɪr]kulak

    I have a small ear.Küçük bir kulağım var.

  24. warm[wɔːrm]sıcak

    The weather is warm today.Bugün hava sıcak.

  25. baseball[ˈbeɪsˌbɔːl]beyzbol

    He plays baseball.O beyzbol oynuyor.

  26. foot[fʊt]ayak

    My foot hurts.Ayağım ağrıyor.

  27. coffee[ˈkɔːfi]kahve

    I drink coffee every morning.Her sabah kahve içiyorum.

  28. quarter[ˈkwɔːrtər]çeyrek

    I cut the apple into quarters.Elmayı dörde böldüm.

  29. egg[ɛɡ]yumurta

    I like to eat eggs for breakfast.Kahvaltıda yumurta yemeyi severim.

  30. mistake[mɪˈsteɪk]hata

    I made a mistake.Hata yaptım.

  31. quiet[ˈkwaɪət]sessiz

    Please be quiet.Lütfen sessiz olun.

  32. shoe[ʃuː]ayakkabı

    I need to buy a new pair of shoes.Yeni bir çift ayakkabı almam gerekiyor.

  33. clothes[kloʊðz]giysiler

    I like your clothes.Giysilerini beğendim.

  34. neighbor[ˈneɪbər]komşu

    My neighbor is friendly.Komşum arkadaş canlısı.

  35. dress[drɛs]elbise

    She is wearing a beautiful dress.Güzel bir elbise giymiş.

  36. internet[ˈɪntərˌnɛt]internet

    I use the internet every day.Her gün interneti kullanıyorum.

  37. bus[bʌs]otobüs

    I took the bus to work.işe otobüsle gittim.

  38. cook[kʊk]pişirmek

    I like to cook.Pişirmeyi severim.

  39. cool[kuːl]serin

    It's cool outside.Dışarıda serin.

  40. negative[ˈnɛɡətɪv]olumsuz

    The answer is negative.Cevap olumsuz.

  41. yesterday[ˈjɛstərˌdeɪ]dün

    I went to the park yesterday.Dün parka gittim.

  42. pair[pɛr]çift

    I have a new pair of shoes.Yeni bir çift ayakkabım var.

  43. healthy[ˈhɛlθi]sağlıklı

    It's important to eat healthy food.Sağlıklı yiyecekler yemek önemlidir.

  44. train[treɪn]tren

    I take the train to school.Okula trenle gidiyorum.

  45. wine[waɪn]şarap

    I like to drink wine with dinner.Akşam yemeğinde şarap içmeyi seviyorum.

  46. flower[ˈflaʊər]çiçek

    She gave me a beautiful flower.Bana güzel bir çiçek verdi.

  47. clean[kliːn]temiz

    My house is very clean.Evim çok temiz.

  48. actor[ˈæktər]oyuncu

    He is a famous actor.O ünlü bir aktördür.

  49. hate[heɪt]nefret etmek

    I hate spiders.Örümceklerden nefret ederim.

  50. exercise[ˈɛksərsaɪz]egzersiz

    I try to get some exercise every day.Her gün biraz egzersiz yapmaya çalışıyorum.

  51. tall[tɔːl]uzun

    He is a very tall man.O çok uzun boylu bir adam.

  52. writing[ˈraɪtɪŋ]yazma

    His writing is very neat.Yazısı çok düzgün.

  53. rain[reɪn]yağmur

    We walked home in the rain.Yağmurda eve yürüdük.

  54. fast[fɑːst]hızlı

    She is a fast runner.O hızlı bir koşucudur.

  55. football[ˈfʊtbɔːl]futbol

    I love to play football.Futbol oynamayı seviyorum.

  56. welcome[ˈwɛlkəm]karşılamak

    They welcomed me to their home.Beni evlerinde sıcak bir şekilde karşıladılar.

  57. pool[puːl]havuz

    We went swimming in the pool.Havuzda yüzmeye gittik.

  58. extra[ˈɛkstrə]ekstra

    I want an extra piece of cake.Ekstra bir dilim pasta istiyorum.

  59. climb[klaɪm]tırmanmak

    He climbed the tree.Ağaca tırmandı.

  60. fourth[fɔːrθ]dördüncü

    He finished fourth in the race.Yarışmada dördüncü oldu.

  61. chicken[ˈtʃɪkən]tavuk

    I had chicken for dinner.Akşam yemeğinde tavuk yedim.

  62. map[mæp]harita

    I need a map to find my way.Yolumu bulmak için bir haritaya ihtiyacım var.

  63. ticket[ˈtɪkɪt]bilet

    I bought a ticket to the concert.Konsere bir bilet aldım.

  64. classroom[ˈklæsruːm]sınıf

    The classroom was full of students.Sınıf öğrencilerle doluydu.

  65. lunch[lʌntʃ]öğle yemeği

    What did you have for lunch?Öğle yemeğinde ne yedin?

  66. meaning[ˈmiːnɪŋ]anlam

    What is the meaning of this word?Bu kelimenin anlamı ne?

  67. repeat[rɪˈpiːt]tekrarlamak

    Can you repeat that please?Lütfen bunu tekrar edebilir misiniz?

  68. favorite[ˈfeɪvərɪt]en sevdiğim

    What is your favorite color?En sevdiğiniz renk nedir?

  69. weather[ˈwɛðər]hava durumu

    The weather is nice today.Bugün hava güzel.

  70. reading[ˈriːdɪŋ]okuma

    I enjoy reading books.Kitap okumaktan hoşlanıyorum.

  71. married[ˈmærid]evli

    They are married.Onlar evli.

  72. salt[sɔːlt]tuz

    Pass the salt, please.Lütfen tuzu uzat.

  73. farmer[ˈfɑːrmər]çiftçi

    The farmer grows wheat.Çiftçi buğday yetiştiriyor.

  74. advice[ədˈvaɪs]tavsiye

    Can I give you some advice?Sana bir tavsiye verebilir miyim?

  75. desk[desk]masa

    I am sitting at my desk working.Masamda çalışıyorum.

  76. theater[ˈθiːətər]tiyatro

    We went to the theater last night to see a play.Dün gece tiyatroya bir oyun izlemek için gittik.

  77. fat[fæt]şişman

    The cat is fat and fluffy.Kedi şişman ve tüylü.

  78. sugar[ˈʃʊɡər]şeker

    I don't eat much sugar.Çok şeker yemem.

  79. thousand[ˈθaʊzənd]bin

    There are a thousand students in the school.Okulda bin öğrenci var.

  80. yellow[ˈjɛloʊ]sarı

    The sun is yellow.Güneş sarı.

  81. library[ˈlaɪbreri]kütüphane

    I went to the library to borrow a book.Kitap ödünç almak için kütüphaneye gittim.

  82. brown[braʊn]kahverengi

    My hair is brown.Saçım kahverengi.

  83. angry[ˈæŋɡri]kızgın

    He was angry because he lost the game.Oyunu kaybettiği için kızgındı.

  84. fruit[fruːt]meyve

    I like to eat fruit for breakfast.Kahvaltıda meyve yemeyi severim.

  85. dance[dæns]dans etmek

    She loves to dance.O dans etmeyi sever.

  86. traffic[ˈtræfɪk]trafik

    There is a lot of traffic in the city.Şehirde çok fazla trafik var.

  87. prefer[prɪˈfɜːr]tercih etmek

    I prefer coffee to tea.Çaya göre kahve tercih ederim.

  88. airport[ˈeərˌpɔːrt]havaalanı

    I arrived at the airport early.Havaalanına erken vardım.

  89. sick[sɪk]hasta

    I feel sick.Hastayım.

  90. meal[miːl]yemek

    We had a big meal for dinner.Akşam yemeği için büyük bir yemek yedik.

  91. visitor[ˈvɪzɪtər]ziyaretçi

    We had a visitor from another country.Başka bir ülkeden bir ziyaretçimizi vardı.

  92. nose[noʊz]burun

    She has a small nose.Küçük bir burnu var.

  93. slow[sloʊ]yavaş

    The bus is very slow.Otobüs çok yavaş.

  94. bottle[ˈbɑːtəl]şişe

    He opened the bottle of juice.Suyun şişesini açtı.

  95. paint[peɪnt]boya

    I used blue paint for the sky.Gökyüzü için mavi boya kullandım.

  96. cat[kæt]kedi

    The cat is sleeping on the couch.Kedi kanepede uyuyor.

  97. correct[kəˈrekt]doğru

    Your answer is correct.Cevabınız doğru.

  98. wake[weɪk]uyanmak

    I wake up early every morning.Her sabah erken uyanırım.

  99. shirt[ʃɜːrt]gömlek

    He wore a blue shirt.Mavi bir gömlek giydi.

  100. telephone[ˈtɛlɪfoʊn]telefon

    I called him on the telephone.Onu telefonda aradım.

601–700funny, meat, snow, basketball, tooth, bedroom, ocean, fun …
  1. funny[ˈfʌni]komik

    The movie was really funny.Film gerçekten komikti.

  2. meat[miːt]et

    I like to eat meat.Et yemeyi severim.

  3. snow[snoʊ]kar

    The ground was covered in snow.Yer karla kaplıydı.

  4. basketball[ˈbæs.kɪt.bɔːl]basketbol

    He plays basketball every week.Her hafta basketbol oynuyor.

  5. tooth[tuːθ]diş

    I brush my teeth twice a day.Dişlerimi günde iki kez fırçalarım.

  6. bedroom[ˈbedˌruːm]yatak odası

    I like to read in my bedroom.Yatak odamda kitap okumayı severim.

  7. ocean[ˈoʊʃən]okyanus

    The ocean is vast and deep.Okyanus geniş ve derindir.

  8. fun[fʌn]eğlence

    It was a lot of fun to play with my friends.Arkadaşlarımla oynamak çok eğlenceliydi.

  9. beer[bɪr]bira

    I'd like a beer, please.Lütfen bir bira alabilir miyim?

  10. smart[smɑːrt]akıllı

    He is a very smart student.O çok zeki bir öğrencidir.

  11. busy[ˈbɪzi]meşgul

    I'm sorry, I'm too busy to talk right now.Üzgünüm, şu anda konuşmak için çok meşgulüm.

  12. nurse[nɜːrs]hemşire

    The nurse took my temperature.Hemşire ateşimizi ölçtü.

  13. cheap[tʃiːp]ucuz

    That's a cheap price for such a good product.Bu kadar iyi bir ürün için çok ucuz bir fiyat.

  14. apple[ˈæpəl]elma

    I ate an apple for breakfast.Kahvaltıda bir elma yedim.

  15. match[mætʃ]maç

    We're going to watch the soccer match.Futbol maçını izlemeye gidiyoruz.

  16. dish[dɪʃ]tabak

    She made a delicious dish for dinner.Akşam yemeği için lezzetli bir yemek yaptı.

  17. vegetable[ˈvɛdʒətəbəl]sebze

    It's important to eat your vegetables.Sebzelerini yemen önemlidir.

  18. hat[hæt]şapka

    He wore a hat to protect his head from the sun.Güneşten korunmak için şapka taktı.

  19. uncle[ˈʌŋkəl]amca

    My uncle is a great cook.Amcam harika bir aşçıdır.

  20. sentence[ˈsentəns]cümle

    This sentence is grammatically correct.Bu cümle gramer açısından doğrudur.

  21. topic[ˈtɑːpɪk]konu

    What is the topic of today's discussion?Bugünün tartışmasının konusu nedir?

  22. pepper[ˈpepər]karabiber

    Pass me the pepper, please.Lütfen bana karabiberi uzatır mısın?

  23. cream[kriːm]krem

    I put some cream on my coffee.Kahveme biraz krem ​​koydum.

  24. milk[mɪlk]süt

    I drink milk every morning.Her sabah süt içerim.

  25. twenty[ˈtwɛnti]yirmi

    I have twenty dollars in my wallet.Cüzdanımda yirmi dolarım var.

  26. gray[ɡreɪ]gri

    The sky is gray today.Bugün gökyüzü gri.

  27. rice[raɪs]pirinç

    I like to eat rice with chicken.Tavukla pirinç yemekten hoşlanırım.

  28. bread[bred]ekmek

    I had a slice of bread for lunch.Öğle yemeğinde bir dilim ekmek yedim.

  29. hi[haɪ]merhaba

    Hi, how are you?Merhaba, nasılsın?

  30. sad[sæd]üzgün

    I feel sad because my dog died.Köpeğim öldüğü için üzgünüm.

  31. wash[wɑːʃ]yıkamak

    I need to wash my hands.Ellerimi yıkamam gerekiyor.

  32. description[dɪˈskrɪpʃən]açıklama

    Please provide a description of the suspect.Lütfen şüphelinin açıklamasını verin.

  33. cheese[tʃiːz]peynir

    I like to eat cheese with crackers.Krakerle peynir yemekten hoşlanırım.

  34. diet[ˈdaɪət]diyet

    I'm on a diet to lose weight.Zayıflamak için diyet yapıyorum.

  35. tea[tiː]çay

    Would you like some tea?Biraz çay ister misiniz?

  36. coat[koʊt]palto

    I need to wear a coat because it's cold outside.Dışarısı soğuk olduğu için palto giymem gerek.

  37. opposite[ˈɑːpəzɪt]zıt

    The opposite of black is white.Siyahın zıttı beyazdır.

  38. potato[pəˈteɪtoʊ]patates

    I like mashed potatoes.Patates püresi severim.

  39. jacket[ˈdʒækɪt]ceket

    I need a jacket, it's cold outside.Dışarı soğuk, bir cekete ihtiyacım var.

  40. juice[dʒuːs]suyu

    I like to drink orange juice in the morning.Sabah portakal suyu içmeyi severim.

  41. breakfast[ˈbrekfəst]kahvaltı

    I usually have breakfast at 8 am.Genellikle sabah 8'de kahvaltı ederim.

  42. bathroom[ˈbæθruːm]banyo

    Where is the bathroom?Tuvalet nerede?

  43. hello[həˈloʊ]merhaba

    Hello, how are you?Merhaba, nasılsın?

  44. tourist[ˈtʊərɪst]turist

    There were a lot of tourists in the city.Şehirde çok sayıda turist vardı.

  45. boot[buːt]bot

    I need to wear my boots, it's snowing.Kar yağıyor, botlarımı giymem gerekiyor.

  46. birthday[ˈbɜːrθdeɪ]doğum günü

    Happy birthday!Doğum günün kutlu olsun!

  47. fifth[fɪfθ]beşinci

    This is my fifth time visiting this place.Burayı beşinci kez ziyaret ediyorum.

  48. false[fɔːls]yanlış

    The information is false.Bilgi yanlış.

  49. pink[pɪŋk]pembe

    She wore a pink dress.Pembe bir elbise giydi.

  50. grandmother[ˈɡrændmʌðər]büyükanne

    My grandmother is very kind.Büyükannem çok iyi bir insandır.

  51. butter[ˈbʌtər]tereyağı

    I like to eat butter on bread.Ekmek üzerine tereyağı yemeyi severim.

  52. tomato[təˈmeɪtoʊ]domates

    Tomatoes are good for you.Domatesler sizin için iyi.

  53. concert[ˈkɑːnsərt]konser

    I went to a concert last night.Dün gece bir konsere gittim.

  54. routine[ruːˈtiːn]rutin

    I have a strict morning routine.Sıkı bir sabah rutinim var.

  55. vacation[veɪˈkeɪʃən]tatil

    I'm going on vacation next week.Gelecek hafta tatile gidiyorum.

  56. cake[keɪk]pasta

    I baked a cake for my birthday.Doğum günüm için bir pasta pişirdim.

  57. phrase[freɪz]ifade

    I learned a new phrase today.Bugün yeni bir ifade öğrendim.

  58. festival[ˈfestɪvəl]festival

    There is a music festival in the park this weekend.Bu hafta sonu parkta bir müzik festivali var.

  59. clock[klɑːk]saat

    What time is it on the clock?Saat kaç?

  60. aunt[ænt]teyze

    My aunt is visiting me this week.Bu hafta teyzem beni ziyaret ediyor.

  61. onion[ˈʌnjən]soğan

    I chopped up some onion for the soup.Çorba için biraz soğan doğradım.

  62. chocolate[ˈtʃɑːkəlɪt]çikolata

    I love to eat chocolate.Çikolata yemeyi çok seviyorum.

  63. shopping[ˈʃɑːpɪŋ]alışveriş

    I went shopping yesterday.Dün alışverişe gittim.

  64. friendly[ˈfrendli]dost canlısı

    She is a friendly person.O dost canlısı bir insandır.

  65. pants[pænts]pantolon

    I need to buy new pants.Yeni bir pantolon almam gerekiyor.

  66. cousin[ˈkʌzən]kuzen

    I have a lot of cousins.Çok sayıda kuzenim var.

  67. chart[tʃɑːrt]grafik

    The chart shows the increase in sales.Grafik satışlardaki artışı gösteriyor.

  68. dialogue[ˈdaɪəlɒɡ]diyalog

    The dialogue between the two characters was very interesting.İki karakter arasındaki diyalog çok ilginçti.

  69. thirty[ˈθɜːti]otuz

    She is thirty years old.O otuz yaşında.

  70. dirty[ˈdɜːti]kirli

    My hands are dirty.Ellerim kirli.

  71. teenager[ˈtiːneɪdʒə(r)]genç

    Teenagers often have a lot of energy.Gençler genellikle çok enerjiktir.

  72. relax[rɪˈlæks]rahatlamak

    I need to relax after a long day.Uzun bir günün ardından rahatlamam gerekiyor.

  73. swim[swɪm]yüzmek

    I like to swim in the ocean.Okyanusta yüzmeyi severim.

  74. salad[ˈsæləd]salata

    I had a salad for lunch.Öğle yemeğinde salata yedim.

  75. singer[ˈsɪŋə(r)]şarkıcı

    She is a famous singer.O ünlü bir şarkıcı.

  76. grandfather[ˈɡrændˌfɑːðə(r)]dede

    My grandfather is very old.Dedem çok yaşlı.

  77. bike[baɪk]bisiklet

    I ride my bike to school.Bisikletle okula gidiyorum.

  78. fifteen[ˈfɪftiːn]onbeş

    She is fifteen years old.O onbeş yaşında.

  79. soup[suːp]çorba

    I had a bowl of soup for dinner.Akşam yemeğinde bir kase çorba yedim.

  80. fifty[ˈfɪfti]elli

    He is fifty years old.O elli yaşında.

  81. cow[kaʊ]inek

    The cow is eating grass.İnek ot yiyor.

  82. mall[mɔːl]alışveriş merkezi

    We went to the mall to buy some clothes.Kıyafet almak için alışveriş merkezine gittik.

  83. tennis[ˈtenɪs]tenis

    I like to play tennis.Tenis oynamayı severim.

  84. meter[ˈmiːtə(r)]metre

    The room is five meters long.Oda beş metre uzunluğunda.

  85. lion[ˈlaɪən]aslan

    The lion is a powerful animal.Aslan güçlü bir hayvandır.

  86. hungry[ˈhʌŋɡri]aç

    I'm hungry, can we eat soon?Açım, yakında yemek yiyebilir miyiz?

  87. orange[ˈɔːrɪndʒ]portakal

    I like to eat oranges.Portakal yemeyi severim.

  88. girlfriend[ˈɡɜːlfrend]kız arkadaş

    My girlfriend is very kind.Kız arkadaşım çok iyi biri.

  89. menu[ˈmenjuː]menü

    Can I see the menu, please?Lütfen menüyü görebilir miyim?

  90. twelve[twelv]oniki

    There are twelve months in a year.Yılda on iki ay vardır.

  91. shower[ˈʃaʊə(r)]duş

    I took a shower this morning.Bu sabah duş aldım.

  92. mouse[maʊs]fare

    The mouse ran across the floor.Fare yerden geçti.

  93. actress[ˈæktrəs]aktris

    She is a famous actress.O ünlü bir aktris.

  94. cooking[ˈkʊkɪŋ]pişirme

    I love cooking.Pişirmeyi çok seviyorum.

  95. piano[piˈænoʊ]piyano

    She plays the piano very well.Piyanoyu çok iyi çalıyor.

  96. dear[dɪə(r)]sevgili

    My dear friend, I'm so happy to see you.Sevgili arkadaşım, seni görmek çok mutlu etti.

  97. midnight[ˈmɪdˌnaɪt]gece yarısı

    The clock struck midnight.Saat gece yarısını çaldı.

  98. pig[pɪɡ]domuz

    The pig was eating its food.Domuz yemeğini yiyordu.

  99. snake[sneɪk]yılan

    The snake slithered across the ground.Yılan yerde süründü.

  100. march[mɑːrtʃ]yürümek, uygun adım yürümek

    We marched in a protest.Bir protesto gösterisinde yürüdük.

701–800jeans, t-shirt, boyfriend, pen, sandwich, dancer, skirt, cafe …
  1. jeans[dʒiːnz]kot pantolon

    I bought a new pair of jeans.Yeni bir kot pantolon aldım.

  2. t-shirt[ˈtiːʃɜːrt]tişört

    He wore a white t-shirt.Beyaz bir tişört giymişti.

  3. boyfriend[ˈbɔɪfrend]erkek arkadaş

    She went to the cinema with her boyfriend.Erkek arkadaşıyla sinemaya gitti.

  4. pen[pen]kalem

    I need a pen to write.Yazmak için bir kaleme ihtiyacım var.

  5. sandwich[ˈsændwɪtʃ]sandviç

    I had a tuna sandwich for lunch.Öğle yemeğinde ton balığı sandviçi yedim.

  6. dancer[ˈdɑːnsər]dansçı

    She is a talented dancer.O yetenekli bir dansçı.

  7. skirt[skɜːrt]etek

    She wore a long skirt.Uzun bir etek giymişti.

  8. cafe[ˈkæfeɪ]kafe

    Let's go to a cafe for coffee.Kahve içmek için bir kafeye gidelim.

  9. forty[ˈfɔːrti]kırk

    He is forty years old.O kırk yaşında.

  10. bath[bæθ]banyo

    I took a hot bath.Sıcak bir banyo yaptım.

  11. guitar[ɡɪˈtɑːr]gitar

    He plays the guitar.O gitar çalıyor.

  12. purple[ˈpɜːrpl]mor

    Her favorite color is purple.En sevdiği renk mor.

  13. gym[dʒɪm]spor salonu

    I go to the gym three times a week.Haftada üç kez spor salonuna gidiyorum.

  14. toilet[ˈtɔɪlɪt]tuvalet

    Where is the toilet?Tuvalet nerede?

  15. post[poʊst]postalamak

    I posted a letter to my friend.Arkadaşıma bir mektup postaladım.

  16. sheep[ʃiːp]koyun

    There were sheep in the field.Tarlada koyunlar vardı.

  17. spell[spel]hecelemek

    Can you spell your name?Adını heceleyebilir misin?

  18. eleven[ɪˈlɛvən]on bir

    There are eleven people in the room.Odadaki on bir kişi.

  19. exam[ɪɡˈzæm]sınav

    I have an exam tomorrow.Yarın sınavım var.

  20. upstairs[ˌʌpˈstɛərz]üst kat

    My bedroom is upstairs.Yatak odam üst katta.

  21. swimming[ˈswɪmɪŋ]yüzme

    I love swimming.Yüzmeyi seviyorum.

  22. bicycle[ˈbaɪsɪkəl]bisiklet

    He rode his bicycle to school.Bisikletiyle okula gitti.

  23. elephant[ˈɛlɪfənt]fil

    Elephants are very big animals.Filler çok büyük hayvanlardır.

  24. pencil[ˈpɛnsəl]kalem

    I need a pencil to draw.Çizmek için bir kaleme ihtiyacım var.

  25. policeman[pəˈliːsmən]polis memuru

    The policeman stopped the car.Polis memuru arabayı durdurdu.

  26. supermarket[ˈsuːpəmɑːrkɪt]süpermarket

    I went to the supermarket to buy groceries.Bakkal alışverişi yapmak için süpermarkete gittim.

  27. carrot[ˈkærət]havuç

    Rabbits love carrots.Tavşanlar havuç sever.

  28. dancing[ˈdænsiŋ]dans etme

    She loves dancing.O dans etmeyi seviyor.

  29. banana[bəˈnænə]muz

    I ate a banana for breakfast.Kahvaltıda bir muz yedim.

  30. sweater[ˈswɛtər]kazak

    I put on my sweater because it was cold outside.Dışarı soğuk olduğu için kazağımı giydim.

  31. homework[ˈhoʊmˌwɜːrk]ödev

    I have a lot of homework to do tonight.Bu gece yapmam gereken çok ödevim var.

  32. boring[ˈbɔːrɪŋ]sıkıcı

    The movie was so boring that I fell asleep.Film o kadar sıkıcıydı ki uyuyakaldım.

  33. eighty[ˈeɪti]seksen

    I turned eighty years old last year.Geçen yıl seksen yaşına girdim.

  34. sixty[ˈsɪksti]altmış

    There are sixty minutes in an hour.Bir saatte altmış dakika vardır.

  35. hobby[ˈhɑːbi]hobi

    My hobby is playing guitar.Hobim gitar çalmaktır.

  36. paragraph[ˈpærəˌɡræf]paragraf

    This essay has five paragraphs.Bu denemede beş paragraf var.

  37. bye[baɪ]hoşça kal

    Bye! See you later.Hoşça kal! Sonra görüşürüz.

  38. goodbye[ˌɡʊdˈbaɪ]elveda

    Goodbye! I'll miss you.Elveda! Seni özleyeceğim.

  39. dictionary[ˈdɪkʃənˌɛri]sözlük

    I looked up the definition of the word in the dictionary.Kelimenin tanımını sözlükte aradım.

  40. blog[blɑːɡ]blog

    I read a blog about travel.Seyahat hakkında bir blog okudum.

  41. dvd[ˌdiːviˈdiː]dvd

    I watched a DVD movie last night.Dün gece bir DVD film izledim.

  42. saturday[ˈsætərˌdeɪ]cumartesi

    I like to go to the park on Saturdays.Cumartesi günleri parka gitmeyi seviyorum.

  43. february[ˈfɛbruˌɛri]şubat

    My birthday is in February.Doğum günüm Şubat ayında.

  44. october[ɑːkˈtoʊbər]ekim

    Halloween is in October.Cadılar Bayramı Ekim ayında.

  45. delicious[dɪˈlɪʃəs]lezzetli

    This cake is delicious!Bu pasta çok lezzetli!

  46. september[sɛpˈtɛmbər]eylül

    School starts in September.Okul Eylül ayında başlıyor.

  47. thirsty[ˈθɜːrsti]susuz

    I'm so thirsty. Can I have some water?Çok susadım. Biraz su alabilir miyim?

  48. july[ˈdʒuːlaɪ]temmuz

    It's hot in July.Temmuz ayında hava sıcak.

  49. april[ˈeɪprəl]nisan

    April showers bring May flowers.Nisan yağmurları Mayıs çiçeklerini getirir.

  50. passport[ˈpæsˌpɔːrt]pasaport

    I need to renew my passport.Pasaportumu yenilemem gerekiyor.

  51. grandparent[ˈɡrændˌpɛrənt]büyükbaba/büyükanne

    I love visiting my grandparents.Büyükannem ve büyükbabamı ziyaret etmeyi çok seviyorum.

  52. friday[ˈfraɪdeɪ]cuma

    It's Friday! I'm so happy.Cuma! Çok mutluyum.

  53. geography[dʒiˈɑːɡrəfi]coğrafya

    I studied geography in high school.Lisede coğrafya okudum.

  54. eighteen[ˈeɪˈtiːn]on sekiz

    I turned eighteen last month.Geçen ay on sekiz yaşına girdim.

  55. december[dɪˈsɛmbər]aralık

    Christmas is in December.Noel Aralık ayında.

  56. blond[blɑːnd]sarışın

    She has blond hair.Sarı saçlı.

  57. nineteen[ˌnaɪnˈtiːn]on dokuz

    I am nineteen years old.On dokuz yaşındayım.

  58. sunday[ˈsʌndeɪ]pazar

    I like to sleep in on Sundays.Pazar günleri uyumayı seviyorum.

  59. waiter[ˈweɪtər]garson

    The waiter brought us our food.Garson bize yemeğimizi getirdi.

  60. thirteen[ˈθɜːrˈtiːn]on üç

    There are thirteen people in the room.Odadaki kişi sayısı on üç.

  61. seventeen[ˌsɛvənˈtiːn]on yedi

    She turned seventeen last month.Geçen ay on yedi yaşına girdi.

  62. thursday[ˈθɜːrzdeɪ]perşembe

    We have a meeting on Thursday.Perşembe günü toplantımız var.

  63. november[nəˈvɛmbər]kasım

    My birthday is in November.Doğum günüm Kasım ayında.

  64. taxi[ˈtæksi]taksi

    I took a taxi to the airport.Havaalanına taksiyle gittim.

  65. seventy[ˈsɛvnti]yetmiş

    He is seventy years old.O yetmiş yaşında.

  66. cd[ˌsiːˈdiː]cd

    I bought a new CD yesterday.Dün yeni bir CD aldım.

  67. january[ˈdʒænjuˌɛri]ocak

    The new year starts in January.Yeni yıl Ocak ayında başlıyor.

  68. wednesday[ˈwɛnzdeɪ]çarşamba

    We have a yoga class on Wednesday.Çarşamba günü yoga dersimiz var.

  69. spelling[ˈspɛlɪŋ]heceleme

    Can you check my spelling?Lütfen yazımımı kontrol edebilir misin?

  70. euro[ˈjʊəroʊ]euro

    The price is in euros.Fiyat euro cinsinden.

  71. umbrella[ʌmˈbrɛlə]şemsiye

    Don't forget to take your umbrella.Şemsiyeni almayı unutma.

  72. monday[ˈmʌndeɪ]pazartesi

    I start work on Monday.Pazartesi günü işe başlıyorum.

  73. website[ˈwɛbsaɪt]web sitesi

    I visited your website yesterday.Dün web sitenizi ziyaret ettim.

  74. tuesday[ˈtuːzdeɪ]salı

    The meeting is on Tuesday.Toplantı Salı günü.

  75. ninety[ˈnaɪnti]doksan

    He is ninety years old.O doksan yaşında.

  76. june[dʒuːn]haziran

    It's hot in June.Haziran ayı sıcak geçiyor.

  77. fourteen[ˌfɔːrˈtiːn]on dört

    She is fourteen years old.O on dört yaşında.

  78. email[ˈiːmeɪl]e-posta

    I sent you an email yesterday.Dün sana bir e-posta gönderdim.

  79. august[ˈɔːɡəst]ağustos

    We are going on vacation in August.Ağustos ayında tatile gidiyoruz.

  80. bill[bɪl]fatura

    Can I pay the bill, please?Lütfen hesabı ödeyebilir miyim?

  81. cent[sɛnt]sent

    This costs fifty cents.Bu elli sent.

  82. sixteen[ˌsɪksˈtiːn]on altı

    He is sixteen years old.O on altı yaşında.

  83. last[læst]son

    This is the last chapter of the book.Bu kitabın son bölümü.

  84. state[steɪt]durum

    The state of the economy is improving.Ekonominin durumu iyileşiyor.

  85. while[waɪl]iken

    I listen to music while I work.Çalışırken müzik dinliyorum.

  86. president[ˈprezɪdənt]başkan

    The president of the United States is the head of state.ABD başkanı devlet başkanıdır.

  87. seem[siːm]görünmek

    He seems to be tired.Yorgun görünüyordu.

  88. might[maɪt]belki

    It might rain tomorrow.Yarın yağmur yağabilir.

  89. case[keɪs]dava

    The lawyer won the case.Avukat davayı kazandı.

  90. system[ˈsɪstəm]sistem

    The computer system is down.Bilgisayar sistemi çalışmıyor.

  91. percent[pərˈsent]yüzde

    The price increased by 10 percent.Fiyat %10 arttı.

  92. government[ˈɡʌvərnmənt]hükümet

    The government is responsible for public services.Hükümet, kamu hizmetlerinden sorumludur.

  93. hold[hoʊld]tutmak

    Hold on, I'm coming.Bekle, geliyorum.

  94. war[wɔːr]savaş

    The world wars were devastating.Dünya savaşları yıkıcıydı.

  95. national[ˈnæʃənəl]ulusal

    This is a national park.Bu bir ulusal park.

  96. side[saɪd]taraf

    The left side of the road is for walking.Yolun sol tarafı yürümek içindir.

  97. provide[prəˈvaɪd]sağlamak

    The company provides good services.Şirket iyi hizmetler sunmaktadır.

  98. service[ˈsɜːrvɪs]hizmet

    I received good service at the restaurant.Restoranda iyi hizmet aldım.

  99. power[ˈpaʊər]güç

    The car has a lot of power.Arabanın çok gücü var.

  100. law[lɔː]kanun

    It is against the law to steal.Çalmak kanuna aykırıdır.

801–900continue, least, community, lead, kid, public, social, allow …
  1. continue[kənˈtɪnjuː]devam etmek

    I will continue to study English.İngilizce öğrenmeye devam edeceğim.

  2. least[liːst]en az

    He is the least intelligent person in the class.O sınıfta en az zeki kişidir.

  3. community[kəˈmjuːnɪti]toplum

    The community came together to help after the disaster.Felaketten sonra toplum yardım etmek için bir araya geldi.

  4. lead[liːd]liderlik etmek

    He leads the team.O takımı yönetiyor.

  5. kid[kɪd]çocuk

    The kids are playing in the park.Çocuklar parkta oynuyor.

  6. public[ˈpʌblɪk]kamusal

    The park is a public space.Park kamuya açık bir alandır.

  7. social[ˈsoʊʃəl]sosyal

    She uses social media every day.O her gün sosyal medya kullanıyor.

  8. allow[əˈlaʊ]izin vermek

    My parents allow me to go out with friends.Ailemin arkadaşlarımla dışarı çıkmama izin veriyor.

  9. level[ˈlevəl]seviye

    He is at a high level of English.O yüksek bir İngilizce seviyesinde.

  10. low[loʊ]düşük

    The prices are low.Fiyatlar düşük.

  11. offer[ˈɔːfər]teklif etmek

    He offered me a job.Bana iş teklif etti.

  12. research[rɪˈsɜːrtʃ]araştırma

    I did some research on the topic.Konu hakkında biraz araştırma yaptım.

  13. guy[gaɪ]adam

    The guy next door is friendly.Yan komşudaki adam cana yakın.

  14. able[ˈeɪbəl]becerikli

    I am able to speak English.İngilizce konuşabiliyorum.

  15. process[ˈprɑːses]süreç

    The process of learning a language takes time.Bir dili öğrenme süreci zaman alır.

  16. appear[əˈpɪr]görünmek

    She appears to be happy.Mutlu görünüyor.

  17. consider[kənˈsɪdər]düşünmek

    I am considering buying a new car.Yeni bir araba alma konusunda düşünüyorum.

  18. education[ˌedʒʊˈkeɪʃən]eğitim

    He received a good education.İyi bir eğitim aldı.

  19. human[ˈhjuːmən]insan

    Humans are social creatures.İnsanlar sosyal varlıklardır.

  20. expect[ɪkˈspekt]beklemek

    I expect to see you tomorrow.Seni yarın görmeyi bekliyorum.

  21. serve[sɜːrv]hizmet etmek

    She serves coffee at the cafe.Kahvehanenin önünde kahve servis ediyor.

  22. sense[sens]his, duygu

    I have a sense of dread about the exam.Sınav hakkında bir ürperti hissediyorum.

  23. death[deθ]ölüm

    Death is a natural part of life.Ölüm hayatın doğal bir parçasıdır.

  24. experience[ɪkˈspɪəriəns]deneyim

    I have a lot of experience in teaching.Öğretmenlikte çok deneyimim var.

  25. kill[kɪl]öldürmek

    The hunter killed a deer.Avcı bir geyiği öldürdü.

  26. reach[riːtʃ]ulaşmak

    I reached the top of the mountain.Dağın tepesine ulaştım.

  27. effect[ɪˈfekt]etki

    The medicine had a positive effect.İlacın olumlu bir etkisi oldu.

  28. suggest[səˈdʒest]önermek

    I suggest we go to the park.Parka gitmeyi öneriyorum.

  29. control[kənˈtroʊl]kontrol

    He has control over his emotions.Duyguları üzerinde kontrolü var.

  30. raise[reɪz]yükseltmek

    They raised their prices.Fiyatlarını yükselttiler.

  31. major[ˈmeɪdʒər]büyük

    This is a major problem.Bu büyük bir sorun.

  32. pass[pæs]geçmek

    The time passed quickly.Zaman çabuk geçti.

  33. themselves[ðəmˈselvz]kendileri

    They hurt themselves.Kendilerine zarar verdiler.

  34. field[fiːld]alan

    She works in the field of medicine.Tıp alanında çalışıyor.

  35. role[roʊl]rol

    She plays a major role in the company.Şirket içinde önemli bir rol oynuyor.

  36. rate[reɪt]oran

    The interest rate is currently high.Faiz oranı şu anda yüksek.

  37. leader[ˈliːdər]lider

    She is a natural leader.O doğal bir lider.

  38. light[laɪt]ışık

    Turn off the light when you leave.Ayrılırken ışığı kapat.

  39. whole[hoʊl]tüm

    The whole team worked together.Tüm takım birlikte çalıştı.

  40. voice[vɔɪs]ses

    He has a powerful voice.Güçlü bir sesi var.

  41. heart[hɑːrt]kalp

    He has a kind heart.Kalbi iyidir.

  42. care[kɛər]bakım

    Take care of yourself.Kendine iyi bak.

  43. mind[maɪnd]zihin

    Change your mind.Fikrini değiştir.

  44. drug[drʌɡ]ilaç

    He is addicted to drugs.Uyuşturucu bağımlısı.

  45. pull[pʊl]çekmek

    Pull the door open.Kapıyı çekip aç.

  46. decision[dɪˈsɪʒən]karar

    He made a quick decision.Hızlı bir karar verdi.

  47. develop[dɪˈvɛləp]geliştirmek

    The company is developing new products.Şirket yeni ürünler geliştiriyor.

  48. view[vjuː]manzara

    The view from the mountain is amazing.Dağdan manzara harika.

  49. department[dɪˈpɑːrtmənt]departman

    He works in the marketing department.Pazarlama departmanında çalışıyor.

  50. relationship[rɪˈleɪʃənʃɪp]ilişki

    They have a good relationship.İyi bir ilişkileri var.

  51. receive[rɪˈsiːv]almak

    I received a letter today.Bugün bir mektup aldım.

  52. society[səˈsaɪəti]toplum

    Society is changing rapidly.Toplum hızla değişiyor.

  53. church[tʃɜːrtʃ]kilise

    He goes to church every Sunday.Her Pazar kiliseye gider.

  54. international[ˌɪntərˈnæʃənəl]uluslararası

    This is an international airport.Bu uluslararası bir havaalanı.

  55. position[pəˈzɪʃən]pozisyon

    What is your position in the company?Şirketinizdeki pozisyonunuz nedir?

  56. director[dɪˈrektər]yönetmen

    He is the director of the film.O filmin yönetmeni.

  57. matter[ˈmætər]mesele

    It doesn't matter to me.Benim için önemli değil.

  58. record[ˈrekɔːrd]kayıt

    She has a record of good behavior.İyi davranış kayıtları var.

  59. ground[ɡraʊnd]zemin

    He fell to the ground.Yere düştü.

  60. pick[pɪk]seçmek

    Pick a number between 1 and 10.1 ile 10 arasında bir sayı seç.

  61. season[ˈsiːzən]mevsim

    The best time to visit is during the summer season.Ziyaret etmek için en iyi zaman yaz mevsimidir.

  62. support[səˈpɔːrt]desteklemek

    I support the team, no matter what.Takımı destekliyorum, ne olursa olsun.

  63. couple[ˈkʌpəl]çift

    The couple got married last year.Çift geçen yıl evlendi.

  64. produce[prəˈdjuːs]üretmek

    The farm produces fresh vegetables.Çiftlik taze sebzeler üretir.

  65. site[saɪt]alan

    The construction site is noisy.İnşaat alanı gürültülü.

  66. hit[hɪt]vurmak

    He hit the ball hard.Topu sert vurdu.

  67. industry[ˈɪndəstri]sektör

    The technology industry is growing rapidly.Teknoloji sektörü hızla büyüyor.

  68. figure[ˈfɪɡər]rakam

    The sales figures are good.Satış rakamları iyi.

  69. clear[klɪər]açık

    The instructions are clear.Talimatlar açık.

  70. cover[ˈkʌvər]örtmek

    Cover the table with a cloth.Masayı bir bezle örtün.

  71. image[ˈɪmɪdʒ]görüntü

    The image is blurry.Görüntü bulanık.

  72. recent[ˈriːsənt]son

    There have been recent changes.Son zamanlarda değişiklikler oldu.

  73. data[ˈdeɪtə]veri

    The data shows a trend.Veriler bir eğilim gösteriyor.

  74. oil[ɔɪl]yağ

    Olive oil is healthy.Zeytinyağı sağlıklıdır.

  75. general[ˈdʒenərəl]genel

    The general opinion is positive.Genel görüş olumlu.

  76. catch[kætʃ]yakalamak

    I caught the ball.Topu yakaladım.

  77. step[step]adım

    Take one step forward.Bir adım öne at.

  78. attention[əˈtenʃən]dikkat

    Pay attention to the instructions.Talimatlara dikkat edin.

  79. technology[tekˈnɑːlədʒi]teknoloji

    Technology is advancing rapidly.Teknoloji hızla ilerliyor.

  80. organization[ˌɔːrɡənaɪˈzeɪʃən]organizasyon

    The organization helps people in need.Organizasyon ihtiyaç sahiplerine yardım ediyor.

  81. source[sɔːrs]kaynak

    The source of the river is in the mountains.Nehrin kaynağı dağlardadır.

  82. cause[kɔːz]neden olmak

    The storm caused a lot of damage.Fırtına çok hasara neden oldu.

  83. film[fɪlm]film

    The film is about a love story.Film bir aşk hikayesi hakkında.

  84. evidence[ˈevɪdəns]kanıt

    There is no evidence of a crime.Suçun hiçbir kanıtı yok.

  85. century[ˈsentʃəri]yüzyıl

    The 21st century is full of challenges.21. yüzyıl zorluklarla dolu.

  86. chance[tʃɑːns]şans

    I had a chance to travel abroad.Yurtdışına seyahat etme şansım oldu.

  87. realize[ˈriːəlaɪz]farkına varmak

    I realized I had left my phone at home.Evde telefonumu unuttuğumu fark ettim.

  88. condition[kənˈdɪʃən]koşul

    The condition of the house was excellent.Evin durumu mükemmeldi.

  89. likely[ˈlaɪkli]muhtemelen

    It's likely to rain tomorrow.Yarın yağmur yağması muhtemel.

  90. opportunity[ˌɑːpərˈtuːnɪti]fırsat

    This is a great opportunity for you to learn new skills.Bu, yeni beceriler öğrenmeniz için harika bir fırsat.

  91. choice[tʃɔɪs]seçim

    You have a choice between two options.İki seçenek arasından seçim yapabilirsiniz.

  92. single[ˈsɪŋɡəl]tek

    He lives in a single room.Tek odalı bir evde yaşıyor.

  93. patient[ˈpeɪʃənt]sabırlı

    Be patient, the results will come soon.Sabırlı ol, sonuçlar yakında gelecek.

  94. term[tɜːrm]terim

    The term 'sustainable development' is often used.'Sürdürülebilir kalkınma' terimi sıklıkla kullanılır.

  95. material[məˈtɪəriəl]malzeme

    The building is made of concrete material.Bina beton malzemeden yapılmıştır.

  96. energy[ˈenərdʒi]enerji

    He has a lot of energy.Çok enerjisi var.

  97. population[ˌpɑːpjuˈleɪʃən]nüfus

    The population of the city is growing rapidly.Şehrin nüfusu hızla artıyor.

  98. involve[ɪnˈvɑːlv]içermek

    The project involves a lot of research.Proje çok araştırma içeriyor.

  99. increase[ˈɪnkriːs]artmak

    The company's profits have increased this year.Şirketin karları bu yıl arttı.

  100. medical[ˈmedɪkəl]tıbbi

    He received medical attention after the accident.Kaza sonrasında tıbbi yardım aldı.

901–1000board, deal, rest, fight, throw, officer, top, author …
  1. board[bɔːrd]tahta

    The board is made of wood.Tahta tahtadan yapılmıştır.

  2. deal[diːl]anlaşma

    We made a deal to buy the house.Evi satın almak için anlaşma yaptık.

  3. rest[rest]dinlenmek

    I need to rest for a while.Biraz dinlenmem gerekiyor.

  4. fight[faɪt]savaşmak

    They fought for their freedom.Özgürlükleri için savaştılar.

  5. throw[θroʊ]fırlatmak

    He threw the ball to his friend.Topu arkadaşına fırlattı.

  6. officer[ˈɑːfɪsər]polis memuru, memur

    The police officer stopped the car.Polis memuru arabayı durdurdu.

  7. top[tɑːp]üst

    The top of the mountain is covered in snow.Dağın tepesi karla kaplı.

  8. author[ˈɔːθər]yazar

    The author of the book is famous.Kitabın yazarı ünlü.

  9. goal[ɡoʊl]hedef

    My goal is to learn English.Hedefim İngilizce öğrenmek.

  10. behavior[bɪˈheɪvjər]davranış

    His behavior was unacceptable.Davranışı kabul edilemezdi.

  11. drop[drɑp]düşmek

    The temperature dropped significantly.Sıcaklık önemli ölçüde düştü.

  12. nature[ˈneɪtʃər]doğa

    We went for a walk in nature.Doğada yürüyüşe çıktık.

  13. push[pʊʃ]itmek

    He pushed the door open.Kapıyı açmak için itti.

  14. focus[ˈfoʊkəs]odaklanmak

    Try to focus on your studies.Çalışmalarına odaklanmaya çalış.

  15. reduce[rɪˈduːs]azaltmak

    We need to reduce our carbon footprint.Karbon ayak izimizi azaltmamız gerekiyor.

  16. movement[ˈmuːvmənt]hareket

    The movement was gaining momentum.Hareket ivme kazanıyordu.

  17. billion[ˈbɪljən]milyar

    The company has a revenue of over a billion dollars.Şirketin bir milyar doların üzerinde geliri var.

  18. blood[blʌd]kan

    He lost a lot of blood in the accident.Kazada çok kan kaybetti.

  19. enter[ˈɛntər]girmek

    Please enter your password.Lütfen şifrenizi girin.

  20. series[ˈsɪriːz]dizi

    I watched a series on Netflix.Netflix'te bir dizi izledim.

  21. race[reɪs]yarış

    He won the race.Yarışı kazandı.

  22. dead[ded]ölü

    The plant is dead.Bitki ölü.

  23. act[ækt]davranmak

    He acted quickly in the emergency.Acil durumda hızlı davrandı.

  24. response[rɪˈspɑns]cevap

    What was your response to the question?Soruya cevabın neydi?

  25. rise[raɪz]yükselmek

    The sun rises in the east.Güneş doğudan doğar.

  26. save[seɪv]kurtarmak

    He saved the child from drowning.Çocuğu boğulmaktan kurtardı.

  27. factor[ˈfæk.tər]faktör

    Cost is a major factor in our decision.Maliyet kararımızda önemli bir faktör.

  28. protect[prəˈtekt]korumak

    We need to protect the environment.Çevreyi korumamız gerekiyor.

  29. size[saɪz]boyut

    What size shoes do you wear?Ne numara ayakkabı giyiyorsun?

  30. quality[ˈkwɑːləti]kalite

    The quality of the food was excellent.Yemeklerin kalitesi mükemmeldi.

  31. accept[əkˈsept]kabul etmek

    I accept your apology.Özürünü kabul ediyorum.

  32. sign[saɪn]tabela, levha

    There's a sign on the door.Kapıda bir tabela var.

  33. attack[əˈtæk]saldırmak

    The dog attacked the mailman.Köpek postacıya saldırdı.

  34. individual[ˌɪndɪˈvɪdʒuəl]birey

    Each individual has their own unique qualities.Her bireyin kendine özgü nitelikleri vardır.

  35. thought[θɔːt]düşünce

    I had a sudden thought.Aniden bir düşüncem geldi.

  36. scene[siːn]sahne

    The movie has some violent scenes.Filmin bazı şiddet içeren sahneleri var.

  37. identify[aɪˈdentɪfaɪ]tanımlamak

    Can you identify the suspect?Şüpheliyi tanımlayabilir misin?

  38. amount[əˈmaʊnt]miktar

    The amount of money is quite large.Para miktarı oldukça büyük.

  39. argue[ˈɑːrɡjuː]tartışmak

    They argued about politics.Siyaset hakkında tartıştılar.

  40. recognize[ˈrekəɡnaɪz]tanımak

    I recognized her from the party.Onu partiden tanıdım.

  41. degree[dɪˈɡriː]derece

    He has a degree in physics.Fizik alanında bir derecesi var.

  42. simple[ˈsɪmpl]basit

    The instructions were simple to follow.Talimatları takip etmek basitti.

  43. ability[əˈbɪləti]yetenek

    He has the ability to play the piano.Piyano çalabilme yeteneğine sahip.

  44. disease[dɪˈziːz]hastalık

    She is suffering from a serious disease.Ciddi bir hastalıktan muzdarip.

  45. region[ˈriːdʒən]bölge

    The region is known for its beautiful scenery.Bölge güzel manzaralarıyla bilinir.

  46. training[ˈtreɪnɪŋ]eğitim

    He received training in computer programming.Bilgisayar programlama konusunda eğitim aldı.

  47. fail[feɪl]başarısız olmak

    He failed the exam.Sınavdan kaldı.

  48. benefit[ˈbenɪfɪt]fayda

    The benefits of exercise are well-known.Egzersizin faydaları biliniyor.

  49. character[ˈkærəktər]karakter

    He is a man of strong character.Güçlü karakterli bir adam.

  50. army[ˈɑːrmi]ordu

    The army is defending the country.Ordu ülkeyi savunuyor.

  51. crime[kraɪm]suç

    He committed a serious crime.Ciddi bir suç işledi.

  52. forward[ˈfɔːrwərd]ileri

    He moved forward in his career.Kariyerinde ilerledi.

  53. earth[ɜːrθ]dünya

    The earth is a planet.Dünya bir gezegendir.

  54. stage[steɪdʒ]sahne

    The actors took to the stage.Oyuncular sahneye çıktı.

  55. sort[sɔːrt]tür

    There are many different sorts of apples.Çeşitli elma türleri var.

  56. knowledge[ˈnɑːlɪdʒ]bilgi

    He has a lot of knowledge about history.Tarih hakkında çok bilgisi var.

  57. strategy[ˈstrætədʒi]strateji

    The company developed a new strategy for marketing.Şirket pazarlama için yeni bir strateji geliştirdi.

  58. gun[ɡʌn]silah

    He carried a gun for protection.Koruması için bir silah taşıyordu.

  59. environment[ɪnˈvaɪrənmənt]çevre

    We need to protect the environment.Çevreyi korumamız gerekiyor.

  60. lawyer[ˈlɔɪər]avukat

    He hired a lawyer to represent him.Kendisini temsil etmesi için bir avukat tuttu.

  61. manager[ˈmænɪdʒər]yönetici

    The manager is responsible for the team's performance.Yönetici ekibin performansından sorumludur.

  62. remove[rɪˈmuːv]kaldırmak

    Please remove your shoes before entering.Lütfen içeri girmeden önce ayakkabılarını çıkar.

  63. professor[prəˈfɛsər]profesör

    She is a professor of literature.Edebiyat profesörü.

  64. network[ˈnɛtwɜːrk]ağ

    He built a network of contacts.Kişilerden oluşan bir ağ kurdu.

  65. rock[rɑːk]kaya

    He threw a rock into the water.Suya bir kaya attı.

  66. seat[siːt]koltuk

    Please take a seat.Lütfen oturun.

  67. expert[ˈɛkspɜːrt]uzman

    She is an expert in her field.O kendi alanında bir uzmandır.

  68. avoid[əˈvɔɪd]kaçınmak

    Try to avoid eating too much junk food.Çok fazla abur cubur yemekten kaçınmaya çalışın.

  69. memory[ˈmɛməri]hafıza

    I have a good memory for faces.Yüzleri hatırlama konusunda iyi bir hafızam var.

  70. huge[hjuːdʒ]devasa

    That's a huge problem.Bu çok büyük bir sorun.

  71. respond[rɪˈspɑːnd]cevap vermek

    Did you respond to her email?E-postasına cevap verdin mi?

  72. physical[ˈfɪzɪkəl]fiziksel

    He has a very physical job.Çok fiziksel bir işi var.

  73. contain[kənˈteɪn]içermek

    This box contains a surprise.Bu kutu bir sürpriz içeriyor.

  74. peace[piːs]barış

    Let's make peace.Barış yapalım.

  75. structure[ˈstrʌktʃər]yapı

    The building has a unique structure.Binanın eşsiz bir yapısı var.

  76. direction[dɪˈrɛkʃən]yön

    Go in that direction.O yöne doğru git.

  77. onto[ˈɑːntoʊ]üzerine

    She jumped onto the stage.Sahneye atladı.

  78. king[kɪŋ]kral

    The king ruled the country.Kral ülkeyi yönetti.

  79. cell[sel]hücre

    The cell is the basic unit of life.Hücre, yaşamın temel birimidir.

  80. particular[pərˈtɪkjələr]özel

    I have a particular fondness for chocolate.Çikolataya karşı özel bir düşkünlüğüm var.

  81. employee[ɪmˈplɔɪi]çalışan

    She is an employee of this company.O bu şirketin çalışanı.

  82. apply[əˈplaɪ]uygulamak

    I want to apply for this job.Bu işe başvurmak istiyorum.

  83. shake[ʃeɪk]sallamak

    Shake the bottle before you open it.Açmadan önce şişeyi sallayın.

  84. discover[dɪˈskʌvər]keşfetmek

    They discovered a new species of bird.Yeni bir kuş türü keşfettiler.

  85. manage[ˈmænɪdʒ]yönetmek

    He manages a team of engineers.Bir mühendis ekibini yönetiyor.

  86. pain[peɪn]ağrı

    I have a pain in my back.Sırtımda ağrı var.

  87. unit[ˈjuːnɪt]birim

    This is a self-contained unit.Bu kendi kendine yeten bir birim.

  88. affect[əˈfɛkt]etkilemek

    The weather can affect your mood.Hava durumunuzun ruh halinizi etkileyebilir.

  89. bit[bɪt]biraz

    I just need a bit more time.Sadece biraz daha zamana ihtiyacım var.

  90. inside[ˈɪnˌsaɪd]içeride

    The children were playing inside.Çocuklar içeride oynuyordu.

  91. worry[ˈwɜːri]endişelenmek

    Don't worry, everything will be alright.Endişelenme, her şey yoluna girecek.

  92. perform[pərˈfɔːrm]sahne almak, sergilemek

    They are going to perform a play.Bir oyun sergileyecekler.

  93. necessary[ˈnɛsəseri]gerekli

    It is necessary to take care of your health.Sağlığınıza dikkat etmek gereklidir.

  94. conference[ˈkɒnfərəns]konferans

    The company held a conference to discuss their new product.Şirket yeni ürünlerini görüşmek için bir konferans düzenledi.

  95. specific[spəˈsɪfɪk]belirli

    Please provide me with specific instructions.Lütfen bana özel talimatlar verin.

  96. hall[hɔːl]salon

    The concert was held in a large hall.Konser büyük bir salonda düzenlendi.

  97. mention[ˈmenʃən]bahsetmek

    He mentioned that he was going on vacation.Tatilde olduğunu belirtti.

  98. trouble[ˈtrʌbəl]sorun

    I'm having trouble with this math problem.Bu matematik probleminde zorluk çekiyorum.

  99. middle[ˈmɪdl]orta

    The hotel is located in the middle of the city.Otel şehrin ortasında yer almaktadır.

  100. weight[weɪt]ağırlık

    The weight of the box made it hard to lift.Kutunun ağırlığı onu kaldırmayı zorlaştırdı.

Bu listeyi kelime kartlarıyla öğren

Bu listedeki kelimeler nasıl öğrenilir?

Listeyi baştan sona ezberlemeye çalışma. Yüz kelime oku, anlamları gizle ve hangilerini zaten bildiğine bak. İlk birkaç yüz kelimede çoğu kişi beklediğinden fazlasını bilir.

Bilmediğin kelimeler ancak onlarla yeniden, anlamlı cümlelerin içinde karşılaşırsan aklında kalır. Lingard’daki başlangıç seviyesi hikâyeler tam da böyle kelimelerle yazıldı: hikâyede bir kelimeye dokun, o cümledeki anlamını görürsün; kaydet, sen öğrenene kadar kısa tekrarlarla geri gelir.

İngilizcede yazılış, bir kelimenin nasıl okunduğunu söylemez; bu yüzden her kelimenin yanındaki transkripsiyona bak. know kelimesindeki k okunmaz, one ise w sesiyle başlar.

Listeyle ilgili sorular

İngilizce konuşmak için kaç kelime bilmem gerekiyor?
Bir dilin en sık kullanılan bin kelimesi, sıradan bir metnin yaklaşık dörtte üçünü oluşturur. Bu liste o çekirdeğe yakın, bu yüzden başlamak için doğru yer. Kitapları ve haberleri rahatça okumak için birkaç bin kelime daha gerekir.
Bu liste kullanım sıklığına göre mi sıralı?
Dil öğrenen birinin işine ne kadar yaradığına göre. Liste önce A1, sonra A2 için “En kullanışlı kelimeler” koleksiyonlarını izler: en sık kullanılan kelimeler başta gelir, ardından bicycle ve sandwich gibi gündelik isimler. Büyük bir metin derleminde yapılmış ham bir sayım değildir.
İlk bin kelimeden sonra ne geliyor?
A2’nin kalanı, ardından B1, B2 ve C1: uygulamadaki aynı koleksiyonlarda toplam yaklaşık 4.300 kelime. Uygulamanın dışında bir sonraki adım okumak, çünkü A2 seviyesindeki bir hikâye bu kelimeleri her satırda kullanır.

Diğer diller: En çok kullanılan 1000 İspanyolca kelimeEn çok kullanılan 1000 Almanca kelimeEn çok kullanılan 1000 Fransızca kelime