Lingard
Tüm İngilizce kitaplar
İngilizce · A1–A2

En çok kullanılan 1000 İngilizce kelime

En çok kullanılan İngilizce kelimeler, öğrenme sırasıyla: ilk 1.000 kelimenin her biri okunuşu, Türkçe anlamı ve bir örnek cümleyle. Listeyi oku, sonra bu kelimelerle hikâyelerde karşılaş.

Ücretsiz başla

Okuduğun metinlerin çoğunu bin kelime taşır

İngilizcede yüz binlerce kelime var, ama başlamak için bunların çok azı yeter. Bu sayfadaki bin kelime, dil öğrenen birinin ilk karşılaştığı kelimelerdir; liste I, you ve he ile başlar. Kelimeler Lingard’ın A1 ve A2 seviyeleri için hazırladığı “En kullanışlı kelimeler” koleksiyonlarından, uygulamanın öğrettiği sırayla alındı. Her birinin yanında okunuşu, Türkçe anlamı ve kelimeyi kullanımda gösteren bir örnek cümle var.

Anlamı en zor yakalananlar ilk yüz kelimedir. get, take ve up gibi kelimelerin tek bir anlamı yoktur: get up, get home ve get a letter örneklerini düşün. Buradaki her kelimenin yanında bir cümle olmasının nedeni bu; İngilizcede tek başına bir liste de bu yüzden asla yetmez.

Liste: her seferinde yüz kelime

1–100I, you, he, she, it, we, they, be …
  1. I[aɪ]ben

    I am a student.Ben bir öğrenciyim.

  2. you[ju]sen, siz

    You are welcome.Rica ederim.

  3. he[hi]o

    He is my brother.O benim erkek kardeşim.

  4. she[ʃi]o

    She is my sister.O benim kız kardeşim.

  5. it[ɪt]o

    It is a red ball.O kırmızı bir top.

  6. we[wi]biz

    We are happy.Biz mutluyuz.

  7. they[ðeɪ]onlar

    They are friends.Onlar arkadaş.

  8. be[bi]olmak

    I am happy.Ben mutluyum.

  9. have[hæv]sahip olmak

    I have a car.Bir arabam var.

  10. this[ðɪs]bu

    This is a flower.Bu bir çiçek.

  11. that[ðæt]o, şu

    That is a blue car.O mavi bir araba.

  12. and[ænd]ve

    I have a brother and a sister.Bir erkek kardeşim ve bir kız kardeşim var.

  13. or[ɔr]veya, ya da

    Do you want tea or coffee?Çay mı kahve mi istersin?

  14. but[bʌt]ama

    It is sunny, but it is cold.Hava güneşli ama soğuk.

  15. not[nɑt]değil

    I am not hungry.Aç değilim.

  16. no[noʊ]hayır

    No, I don't want to go.Hayır, gitmek istemiyorum.

  17. in[ɪn]içinde

    The cat is in the box.Kedi kutunun içinde.

  18. at[æt]-de, -da

    I am at home.Evdeyim.

  19. of[ʌv]-in, -nin

    She is a friend of my sister.O, kız kardeşimin bir arkadaşı.

  20. to[tu]-e, -a

    I go to work by bus.İşe otobüsle giderim.

  21. with[wɪð]ile

    I live with my parents.Annem ve babam ile yaşıyorum.

  22. for[fɔr]için

    This present is for you.Bu hediye senin için.

  23. as[æz]olarak; gibi

    She works as a teacher.Öğretmen olarak çalışıyor.

  24. go[ɡoʊ]gitmek

    I go to school.Okula giderim.

  25. come[kʌm]gelmek

    Come here and sit next to me.Buraya gel ve yanıma otur.

  26. do[du]yapmak

    I do my homework.Ödevimi yaparım.

  27. make[meɪk]yapmak

    I make a cake.Pasta yapıyorum.

  28. say[seɪ]söylemek, demek

    He said hello.Merhaba dedi.

  29. will[wɪl]-ecek, -acak

    I will go to the store.Markete gideceğim.

  30. would[wʊd]-erdi, -ardı

    I would go to the beach if I had time.Vaktim olsaydı sahile giderdim.

  31. can[kæn]-ebilmek, yapabilmek

    I can play the piano.Piyano çalabilirim.

  32. want[wɑnt]istemek

    I want to go to the beach.Sahile gitmek istiyorum.

  33. like[laɪk]sevmek, hoşlanmak

    I like pizza.Pizza severim.

  34. know[noʊ]bilmek

    I know that.Bunu biliyorum.

  35. get[ɡɛt]almak, elde etmek

    I am getting a new book.Yeni bir kitap alıyorum.

  36. take[teɪk]almak

    Don't forget to take your umbrella.Şemsiyeni almayı unutma.

  37. see[si]görmek

    Can you see the bird in the sky?Gökyüzündeki kuşu görebiliyor musun?

  38. look[lʊk]bakmak

    Look at that beautiful sunset!Şu güzel gün batımına bak!

  39. think[θɪŋk]düşünmek

    I think it's a good idea.Bence iyi bir fikir.

  40. find[faɪnd]bulmak

    I found my keys.Anahtarlarımı buldum.

  41. give[ɡɪv]vermek

    Give me the book.Kitabı bana ver.

  42. use[juz]kullanmak

    How do you use this tool?Bu alet nasıl kullanılır?

  43. tell[tɛl]söylemek, anlatmak

    Can you tell me what happened?Ne olduğunu bana söyler misin?

  44. me[mi]beni, bana

    He gave the book to me.Kitabı bana verdi.

  45. him[hɪm]onu, ona

    I saw him at the store.Onu markette gördüm.

  46. her[hɜr]onun; onu, ona

    Her name is Sarah.Onun adı Sarah.

  47. them[ðɛm]onları, onlara

    I saw them at the park yesterday.Dün onları parkta gördüm.

  48. its[ɪts]onun

    The dog wagged its tail.Köpek kuyruğunu salladı.

  49. now[naʊ]şimdi

    I am busy now.Şimdi meşgulüm.

  50. then[ðɛn]sonra

    I went to the store, then I went home.Markete gittim, sonra eve gittim.

  51. here[hɪr]burada

    I live here.Burada oturuyorum.

  52. there[ðɛr]orada; var

    There is a house on the hill.Tepede bir ev var.

  53. so[soʊ]çok, öyle

    The movie was so exciting!Film çok heyecanlıydı!

  54. more[mɔr]daha fazla

    I want more cake.Daha fazla pasta istiyorum.

  55. well[wɛl]iyi

    He did the job well.İşi iyi yaptı.

  56. up[ʌp]yukarı

    Go up the stairs.Merdivenlerden yukarı çık.

  57. out[aʊt]dışarı

    Let's go out for dinner.Akşam yemeği için dışarı çıkalım.

  58. back[bæk]geri

    Go back to your room.Odana geri dön.

  59. even[ˈivən]bile

    Even the children helped with the work.Çocuklar bile işe yardım etti.

  60. good[ɡʊd]iyi

    That was a good movie.İyi bir filmdi.

  61. new[nu]yeni

    I bought a new phone.Yeni bir telefon aldım.

  62. other[ˈʌðər]diğer

    One book is red, and the other is blue.Bir kitap kırmızı, diğeri mavi.

  63. first[fɜrst]ilk

    This is my first time here.Buraya ilk gelişim.

  64. one[wʌn]bir

    I have one apple.Bir elmam var.

  65. two[tu]iki

    I have two cats.İki kedim var.

  66. time[taɪm]zaman; saat

    What time is it?Saat kaç?

  67. day[deɪ]gün

    Have a nice day!İyi günler!

  68. year[jɪr]yıl

    The new year is a time for new beginnings.Yeni yıl, yeni başlangıçların zamanıdır.

  69. man[mæn]adam

    The man was tall and handsome.Adam uzun boylu ve yakışıklıydı.

  70. people[ˈpipəl]insanlar

    There were many people at the concert.Konserde çok insan vardı.

  71. thing[θɪŋ]şey

    What is that thing on the table?Masadaki o şey ne?

  72. way[weɪ]yol, yöntem

    There are many ways to solve this problem.Bu sorunu çözmenin birçok yolu var.

  73. us[ʌs]bizi, bize

    Come with us.Bizimle gel.

  74. woman[ˈwʊmən]kadın

    The woman smiled.Kadın gülümsedi.

  75. life[laɪf]hayat

    Life is full of surprises.Hayat sürprizlerle doludur.

  76. child[tʃaɪld]çocuk

    The child played in the park.Çocuk parkta oynadı.

  77. down[daʊn]aşağı

    The ball rolled down the hill.Top tepeden aşağı yuvarlandı.

  78. work[wɜrk]iş

    I have a lot of work to do.Yapılacak çok işim var.

  79. after[ˈæftər]sonra

    We went to the movies after dinner.Akşam yemeğinden sonra sinemaya gittik.

  80. call[kɔl]aramak, telefon etmek

    I will call you later.Seni sonra ararım.

  81. may[meɪ]-ebilir

    You may go now.Artık gidebilirsin.

  82. world[wɜrld]dünya

    The world is a big place.Dünya büyük bir yer.

  83. over[ˈoʊvər]üzerinden, üzerinde

    The bird flew over the house.Kuş evin üzerinden uçtu.

  84. still[stɪl]hâlâ

    I am still waiting for you.Hâlâ seni bekliyorum.

  85. try[traɪ]denemek, çalışmak

    I'm trying to learn English.İngilizce öğrenmeye çalışıyorum.

  86. school[skul]okul

    I go to school every day.Her gün okula gidiyorum.

  87. ask[æsk]sormak

    Can I ask you a question?Sana bir soru sorabilir miyim?

  88. need[nid]ihtiyaç duymak

    I need a new phone.Yeni bir telefona ihtiyacım var.

  89. three[θri]üç

    There are three apples on the table.Masada üç elma var.

  90. feel[fil]hissetmek

    I feel happy today.Bugün mutlu hissediyorum.

  91. become[bɪˈkʌm]olmak, hâline gelmek

    She became a doctor.O, doktor oldu.

  92. high[haɪ]yüksek

    The mountain is very high.Dağ çok yüksek.

  93. something[ˈsʌmθɪŋ]bir şey

    I saw something strange.Tuhaf bir şey gördüm.

  94. much[mʌtʃ]çok

    I don't have much time.Çok zamanım yok.

  95. own[oʊn]kendi

    This is my own house.Bu benim kendi evim.

  96. family[ˈfæməli]aile

    My family is important to me.Ailem benim için önemli.

  97. house[haʊs]ev

    We live in a big house.Büyük bir evde yaşıyoruz.

  98. leave[liv]ayrılmak, gitmek

    I have to leave now.Şimdi ayrılmam gerek.

  99. put[pʊt]koymak

    Put the book on the table.Kitabı masaya koy.

  100. old[oʊld]yaşlı; eski

    My grandfather is very old.Dedem çok yaşlı.

101–200mean, let, why, keep, same, great, begin, big …
  1. mean[min]kastetmek; anlamına gelmek

    What do you mean?Ne demek istiyorsun?

  2. let[lɛt]izin vermek

    Let me go.Gitmeme izin ver.

  3. why[waɪ]neden

    Why are you here?Neden buradasın?

  4. keep[kip]tutmak, saklamak

    Keep your hands to yourself.Ellerini kendine sakla.

  5. same[seɪm]aynı

    We have the same birthday.Doğum günümüz aynı.

  6. great[ɡreɪt]harika

    That's a great idea!Bu harika bir fikir!

  7. begin[bɪˈɡɪn]başlamak

    We will begin the meeting soon.Toplantıya birazdan başlayacağız.

  8. big[bɪɡ]büyük

    He has a big house.Büyük bir evi var.

  9. group[ɡrup]grup

    The group is meeting tomorrow.Grup yarın toplanıyor.

  10. country[ˈkʌntri]ülke

    What country are you from?Hangi ülkedensin?

  11. talk[tɔk]konuşmak

    Let's talk about it.Bunun hakkında konuşalım.

  12. problem[ˈprɑbləm]sorun, problem

    I have a problem with my car.Arabamda bir sorun var.

  13. turn[tɜrn]dönmek

    Turn left at the corner.Köşeden sola dön.

  14. student[ˈstudənt]öğrenci

    She is a student at the university.O, üniversitede öğrenci.

  15. hand[hænd]el

    Give me your hand.Bana elini ver.

  16. help[hɛlp]yardım etmek

    Can you help me with this?Bunda bana yardım edebilir misin?

  17. start[stɑrt]başlamak, başlatmak

    Let's start the meeting.Toplantıya başlayalım.

  18. part[pɑrt]parça, bölüm

    What part of the book did you like?Kitabın hangi bölümünü beğendin?

  19. show[ʃoʊ]göstermek

    Show me your new phone.Yeni telefonunu bana göster.

  20. place[pleɪs]yer

    Where is the best place to eat?Yemek yemek için en iyi yer neresi?

  21. city[ˈsɪti]şehir

    I live in a big city.Büyük bir şehirde yaşıyorum.

  22. few[fju]az

    Very few people know the answer.Cevabı çok az kişi biliyor.

  23. week[wik]hafta

    I'll see you next week.Gelecek hafta görüşürüz.

  24. company[ˈkʌmpəni]şirket

    He works for a big company.Büyük bir şirkette çalışıyor.

  25. hear[hɪr]duymak

    I can hear you.Seni duyabiliyorum.

  26. question[ˈkwɛstʃən]soru

    I have a question.Bir sorum var.

  27. right[raɪt]doğru; haklı

    You are right.Haklısın.

  28. program[ˈproʊɡræm]program

    I'm using a new program.Yeni bir program kullanıyorum.

  29. run[rʌn]koşmak

    I like to run in the park.Parkta koşmayı seviyorum.

  30. number[ˈnʌmbər]numara, sayı

    What is your phone number?Telefon numaran ne?

  31. small[smɔl]küçük

    She has a small dog.Küçük bir köpeği var.

  32. play[pleɪ]oynamak

    Let's play a game.Bir oyun oynayalım.

  33. move[muv]hareket etmek; taşımak

    Please move your car.Lütfen arabanı çek.

  34. night[naɪt]gece

    I went to bed early last night.Dün gece erken yattım.

  35. believe[bɪˈliv]inanmak

    I believe in you.Sana inanıyorum.

  36. today[təˈdeɪ]bugün

    What are you doing today?Bugün ne yapıyorsun?

  37. point[pɔɪnt]nokta; fikir

    That's a good point.Bu iyi bir nokta.

  38. live[lɪv]yaşamak, oturmak

    I live in a small apartment.Küçük bir dairede oturuyorum.

  39. happen[ˈhæpən]olmak, meydana gelmek

    What happened to your car?Arabana ne oldu?

  40. bring[brɪŋ]getirmek

    Can you bring me a glass of water?Bana bir bardak su getirebilir misin?

  41. large[lɑrdʒ]büyük, geniş

    They live in a large house.Büyük bir evde yaşıyorlar.

  42. must[mʌst]zorunda olmak, -meli

    You must finish your homework.Ödevini bitirmelisin.

  43. home[hoʊm]ev, yuva

    My home is near the park.Evim parkın yakınında.

  44. room[rum]oda

    My room is small but cozy.Odam küçük ama rahat.

  45. fact[fækt]gerçek, olgu

    It's a fact that the Earth is round.Dünya'nın yuvarlak olduğu bir gerçektir.

  46. area[ˈɛriə]bölge, alan

    This area is known for its beautiful beaches.Bu bölge güzel plajlarıyla bilinir.

  47. write[raɪt]yazmak

    I write a letter to my friend every week.Her hafta arkadaşıma bir mektup yazıyorum.

  48. money[ˈmʌni]para

    I need to earn some money.Biraz para kazanmam gerek.

  49. story[ˈstɔri]hikâye

    She told us a funny story.Bize komik bir hikâye anlattı.

  50. water[ˈwɔtər]su

    I need a glass of water.Bir bardak suya ihtiyacım var.

  51. mother[ˈmʌðər]anne

    My mother is a great cook.Annem harika bir aşçı.

  52. young[jʌŋ]genç

    She's a young woman.O genç bir kadın.

  53. yes[jɛs]evet

    Do you want to go to the movies? – Yes, sure!Sinemaya gitmek ister misin? – Evet, tabii!

  54. nothing[ˈnʌθɪŋ]hiçbir şey

    I have nothing to eat.Yiyecek hiçbir şeyim yok.

  55. anything[ˈɛniθɪŋ]herhangi bir şey

    Do you want anything to drink?İçecek bir şey ister misin?

  56. lot[lɑt]çok, birçok

    There were a lot of people at the concert.Konserde çok insan vardı.

  57. enough[ɪˈnʌf]yeterli, yeterince

    Do you have enough money for the bus?Otobüs için yeterli paran var mı?

  58. early[ˈɜrli]erken

    We had an early breakfast today.Bugün erken kahvaltı yaptık.

  59. far[fɑr]uzak

    The airport is far from here.Havalimanı buradan uzak.

  60. friend[frɛnd]arkadaş

    I met my best friend at school.En iyi arkadaşımla okulda tanıştım.

  61. father[ˈfɑðər]baba

    My father is a doctor.Babam doktor.

  62. parent[ˈpɛrənt]ebeveyn

    My parents live in Chicago.Annemle babam Chicago'da yaşıyor.

  63. girl[ɡɜrl]kız

    The girl is playing with her friends.Kız arkadaşlarıyla oynuyor.

  64. boy[bɔɪ]erkek çocuk

    The boy is reading a book.Çocuk kitap okuyor.

  65. person[ˈpɜrsən]kişi

    She is a very kind person.O çok nazik bir insan.

  66. member[ˈmɛmbər]üye

    He's a member of the tennis club.O, tenis kulübünün üyesi.

  67. name[neɪm]isim, ad

    What's your name?Adın ne?

  68. head[hɛd]baş

    He scratched his head.Başını kaşıdı.

  69. eye[aɪ]göz

    The cat has beautiful green eyes.Kedinin güzel yeşil gözleri var.

  70. face[feɪs]yüz

    She has a friendly face.Güler bir yüzü var.

  71. body[ˈbɑdi]vücut, beden

    Exercise is good for your body.Egzersiz vücudunuz için iyidir.

  72. health[hɛlθ]sağlık

    Walking is good for your health.Yürümek sağlığa iyi gelir.

  73. morning[ˈmɔrnɪŋ]sabah

    Good morning! How are you?Günaydın! Nasılsın?

  74. second[ˈsɛkənd]saniye

    Wait a second, please.Bir saniye bekle, lütfen.

  75. minute[ˈmɪnɪt]dakika

    I'll be back in a minute.Bir dakikaya dönerim.

  76. hour[aʊər]saat

    I worked for two hours today.Bugün iki saat çalıştım.

  77. month[mʌnθ]ay

    Next month I'm going to Mexico.Gelecek ay Meksika'ya gidiyorum.

  78. moment[ˈmoʊmənt]an

    Just a moment, please.Bir dakika, lütfen.

  79. end[ɛnd]son

    The end of the movie was sad.Filmin sonu üzücüydü.

  80. car[kɑr]araba

    He bought a new car.Yeni bir araba aldı.

  81. book[bʊk]kitap

    I'm reading a book about history.Tarih hakkında bir kitap okuyorum.

  82. table[ˈteɪbəl]masa

    Let's have dinner at the table.Akşam yemeğini masada yiyelim.

  83. door[dɔr]kapı

    Please close the door.Lütfen kapıyı kapat.

  84. street[strit]sokak, cadde

    He lives on this street.Bu sokakta oturuyor.

  85. office[ˈɔfɪs]ofis

    I work in an office downtown.Şehir merkezinde bir ofiste çalışıyorum.

  86. university[ˌjunəˈvɜrsəti]üniversite

    She studies at a university in Boston.Boston'da bir üniversitede okuyor.

  87. center[ˈsɛntər]merkez

    The hotel is in the center of town.Otel şehrin merkezinde.

  88. food[fud]yemek, yiyecek

    I like to eat healthy food.Sağlıklı yiyecekler yemeyi severim.

  89. air[ɛr]hava

    The air is fresh today.Bugün hava temiz.

  90. job[dʒɑb]iş

    He's looking for a new job.Yeni bir iş arıyor.

  91. business[ˈbɪznəs]iş, işletme

    She's starting her own business.Kendi işini kuruyor.

  92. team[tim]takım, ekip

    Our team won the game.Takımımız maçı kazandı.

  93. game[ɡeɪm]oyun

    We played a game of chess.Bir el satranç oynadık.

  94. party[ˈpɑrti]parti

    We went to a party last night.Dün gece bir partiye gittik.

  95. art[ɑrt]sanat

    She is studying art.Sanat okuyor.

  96. news[nuz]haber

    Did you hear the news?Haberi duydun mu?

  97. information[ˌɪnfərˈmeɪʃən]bilgi

    I need more information about the trip.Gezi hakkında daha fazla bilgiye ihtiyacım var.

  98. word[wɜrd]kelime, sözcük

    Can you repeat that word?O kelimeyi tekrar eder misin?

  99. idea[aɪˈdiə]fikir

    I have a great idea!Harika bir fikrim var!

  100. reason[ˈrizən]sebep, neden

    What is the reason for this?Bunun sebebi ne?

201–300result, history, line, million, five, learn, study, read …
  1. result[rɪˈzʌlt]sonuç

    The results of the test were good.Sınav sonuçları iyiydi.

  2. history[ˈhɪstəri]tarih

    She is studying American history.Amerikan tarihi okuyor.

  3. line[laɪn]çizgi

    He drew a straight line on the board.Tahtaya düz bir çizgi çizdi.

  4. million[ˈmɪljən]milyon

    The city has a million people.Şehirde bir milyon insan yaşıyor.

  5. five[faɪv]beş

    I have five apples.Beş elmam var.

  6. learn[lɜrn]öğrenmek

    I'm learning to play the guitar.Gitar çalmayı öğreniyorum.

  7. study[ˈstʌdi]ders çalışmak, okumak

    I'm studying English at college.Üniversitede İngilizce okuyorum.

  8. read[rid]okumak

    I like to read books.Kitap okumayı severim.

  9. speak[spik]konuşmak

    Can you speak English?İngilizce konuşabilir misin?

  10. understand[ˌʌndərˈstænd]anlamak

    I don't understand what you're saying.Ne dediğini anlamıyorum.

  11. remember[rɪˈmɛmbər]hatırlamak

    I remember that day.O günü hatırlıyorum.

  12. sit[sɪt]oturmak

    Let's sit down and have a coffee.Oturup bir kahve içelim.

  13. stand[stænd]ayakta durmak

    Stand up straight!Dik dur!

  14. meet[mit]buluşmak; tanışmak

    I met my friend for lunch.Öğle yemeği için arkadaşımla buluştum.

  15. follow[ˈfɑloʊ]takip etmek

    Please follow me.Lütfen beni takip edin.

  16. stop[stɑp]durmak, durdurmak

    Stop the car!Arabayı durdur!

  17. pay[peɪ]ödemek

    I have to pay the rent.Kirayı ödemem gerek.

  18. spend[spɛnd]harcamak; geçirmek

    I spent the whole day reading.Bütün günü kitap okuyarak geçirdim.

  19. change[tʃeɪndʒ]değişmek, değiştirmek

    The weather can change quickly.Hava çabuk değişebilir.

  20. include[ɪnˈklud]içermek, dâhil etmek

    The tour includes lunch.Tura öğle yemeği dâhil.

  21. create[kriˈeɪt]yaratmak, oluşturmak

    He created a beautiful sculpture.Güzel bir heykel yarattı.

  22. add[æd]eklemek

    Add the milk to the batter.Sütü hamura ekle.

  23. grow[ɡroʊ]büyümek

    The children are growing fast.Çocuklar hızla büyüyor.

  24. win[wɪn]kazanmak

    He won the race.Yarışı kazandı.

  25. lose[luz]kaybetmek

    I lost my keys.Anahtarlarımı kaybettim.

  26. walk[wɔk]yürümek

    I like to walk in the park.Parkta yürümeyi seviyorum.

  27. watch[wɑtʃ]izlemek

    I like to watch movies.Film izlemeyi severim.

  28. bad[bæd]kötü

    The food was bad.Yemek kötüydü.

  29. best[bɛst]en iyi

    This is the best restaurant in town.Burası şehrin en iyi restoranı.

  30. sure[ʃʊr]emin

    Are you sure you want to do that?Bunu yapmak istediğinden emin misin?

  31. real[ˈriəl]gerçek

    Is this a real diamond?Bu gerçek bir elmas mı?

  32. long[lɔŋ]uzun

    He has long hair.Uzun saçları var.

  33. open[ˈoʊpən]açık

    The store is open until nine.Mağaza dokuza kadar açık.

  34. little[ˈlɪtəl]küçük; az

    I have a little time to spare.Biraz boş vaktim var.

  35. black[blæk]siyah

    She wore a black dress.Siyah bir elbise giydi.

  36. white[waɪt]beyaz

    She is wearing a white dress.Beyaz bir elbise giyiyor.

  37. buy[baɪ]satın almak

    I want to buy a new bike.Yeni bir bisiklet satın almak istiyorum.

  38. sell[sɛl]satmak

    He sells cars for a living.Geçimini araba satarak sağlıyor.

  39. eat[it]yemek

    What are you going to eat?Ne yiyeceksin?

  40. wait[weɪt]beklemek

    Please wait here for me.Lütfen beni burada bekle.

  41. stay[steɪ]kalmak

    I will stay at home today.Bugün evde kalacağım.

  42. drive[draɪv]araba sürmek

    I drive to work every day.İşe her gün arabayla giderim.

  43. send[sɛnd]göndermek

    I will send you an email.Sana bir e-posta göndereceğim.

  44. return[rɪˈtɜrn]geri vermek; geri dönmek

    I will return the book to you tomorrow.Kitabı sana yarın geri vereceğim.

  45. explain[ɪkˈspleɪn]açıklamak

    Can you explain the rules of the game?Oyunun kurallarını açıklayabilir misin?

  46. describe[dɪˈskraɪb]tarif etmek, betimlemek

    Can you describe the man you saw?Gördüğün adamı tarif edebilir misin?

  47. practice[ˈpræktɪs]pratik yapmak, alıştırma yapmak

    I need to practice my English.İngilizce pratik yapmam gerekiyor.

  48. teach[titʃ]öğretmek, ders vermek

    He teaches English.İngilizce öğretiyor.

  49. carry[ˈkæri]taşımak

    He carried his suitcase to the car.Bavulunu arabaya taşıdı.

  50. wear[wɛr]giymek, takmak

    She wears a necklace every day.Her gün kolye takar.

  51. decide[dɪˈsaɪd]karar vermek

    I need to decide what to eat for dinner.Akşam yemeğinde ne yiyeceğime karar vermem gerek.

  52. choose[tʃuz]seçmek

    I can't choose between pizza and pasta.Pizza ile makarna arasında seçim yapamıyorum.

  53. agree[əˈɡri]katılmak, aynı fikirde olmak

    I agree with you.Sana katılıyorum.

  54. join[dʒɔɪn]katılmak, üye olmak

    Do you want to join our club?Kulübümüze katılmak ister misin?

  55. cut[kʌt]kesmek

    I cut the bread with a knife.Ekmeği bıçakla kestim.

  56. draw[drɔ]çizmek

    I can draw a house.Bir ev çizebilirim.

  57. build[bɪld]inşa etmek

    They are building a new school.Yeni bir okul inşa ediyorlar.

  58. fall[fɔl]düşmek

    Be careful, don't fall!Dikkat et, düşme!

  59. break[breɪk]kırmak

    He broke the window by accident.Camı yanlışlıkla kırdı.

  60. die[daɪ]ölmek

    Her grandfather died last year.Dedesi geçen yıl öldü.

  61. thank[θæŋk]teşekkür etmek

    I want to thank you for your help.Yardımın için sana teşekkür etmek istiyorum.

  62. son[sʌn]oğul

    He has a son and a daughter.Bir oğlu ve bir kızı var.

  63. wife[waɪf]eş, karı

    He met his wife at a party.Eşiyle bir partide tanıştı.

  64. baby[ˈbeɪbi]bebek

    She is a beautiful baby.O çok güzel bir bebek.

  65. teacher[ˈtitʃər]öğretmen

    My teacher is very nice.Öğretmenim çok iyi biri.

  66. doctor[ˈdɑktər]doktor

    I went to the doctor because I was sick.Hasta olduğum için doktora gittim.

  67. worker[ˈwɜrkər]işçi, çalışan

    He is a hard worker.O çok çalışkan bir işçi.

  68. player[ˈpleɪər]oyuncu

    He is a good player on our team.O, takımımızda iyi bir oyuncu.

  69. someone[ˈsʌmwʌn]biri, birisi

    Someone is at the door.Kapıda biri var.

  70. police[pəˈlis]polis

    We need to call the police.Polisi aramamız gerek.

  71. class[klæs]ders; sınıf

    I have English class on Mondays.Pazartesi günleri İngilizce dersim var.

  72. college[ˈkɑlɪdʒ]üniversite, yüksekokul

    She went to college to study law.Hukuk okumak için üniversiteye gitti.

  73. test[tɛst]test, sınav

    I have a test tomorrow.Yarın sınavım var.

  74. form[fɔrm]form

    Please fill out this form.Lütfen bu formu doldurun.

  75. paper[ˈpeɪpər]kâğıt

    He wrote his name on a piece of paper.Adını bir kâğıda yazdı.

  76. project[ˈprɑdʒɛkt]proje

    He is working on a new project.Yeni bir proje üzerinde çalışıyor.

  77. report[rɪˈpɔrt]rapor

    I have to write a report for work.İş için bir rapor yazmam gerek.

  78. plan[plæn]plan

    I have a plan for the weekend.Hafta sonu için bir planım var.

  79. phone[foʊn]telefon

    I need to make a phone call.Bir telefon görüşmesi yapmam gerek.

  80. computer[kəmˈpjutər]bilgisayar

    I use my computer for work.Bilgisayarımı iş için kullanıyorum.

  81. photo[ˈfoʊtoʊ]fotoğraf

    I took a photo of my family.Ailemin bir fotoğrafını çektim.

  82. picture[ˈpɪktʃər]resim

    I took a picture of the sunset.Gün batımının resmini çektim.

  83. movie[ˈmuvi]film

    We watched a movie at the theater.Sinemada bir film izledik.

  84. music[ˈmjuzɪk]müzik

    I love listening to music.Müzik dinlemeyi çok severim.

  85. color[ˈkʌlər]renk

    What color is your car?Araban ne renk?

  86. market[ˈmɑrkɪt]pazar

    I went to the market to buy some fruit.Meyve almak için pazara gittim.

  87. price[praɪs]fiyat

    The price of gas has gone up.Benzinin fiyatı arttı.

  88. cost[kɔst]maliyet, masraf

    The cost of the trip was very high.Gezinin maliyeti çok yüksekti.

  89. product[ˈprɑdʌkt]ürün

    This is a new product.Bu yeni bir ürün.

  90. piece[pis]parça, dilim

    Can I have a piece of cake?Bir dilim pasta alabilir miyim?

  91. half[hæf]yarı, yarım

    I ate half of the cake.Pastanın yarısını yedim.

  92. building[ˈbɪldɪŋ]bina

    The new building is very modern.Yeni bina çok modern.

  93. wall[wɔl]duvar

    There is a window in the wall.Duvarda bir pencere var.

  94. space[speɪs]alan, yer; uzay

    There is a lot of space in this room.Bu odada çok yer var.

  95. town[taʊn]kasaba

    We live in a small town in the countryside.Kırsalda küçük bir kasabada yaşıyoruz.

  96. road[roʊd]yol

    We drove down the long road to the beach.Plaja giden uzun yoldan arabayla indik.

  97. land[lænd]kara; arazi

    We reached land after a long journey.Uzun bir yolculuktan sonra karaya ulaştık.

  98. tree[tri]ağaç

    The birds are singing in the tree.Kuşlar ağaçta ötüyor.

  99. star[stɑr]yıldız

    There are many stars in the sky.Gökyüzünde birçok yıldız var.

  100. north[nɔrθ]kuzey

    My grandparents live in the north of the country.Büyükannemle dedem ülkenin kuzeyinde yaşıyor.

301–400arm, love, hope, age, interest, difference, situation, activity …
  1. arm[ɑrm]kol

    She raised her arm to wave.El sallamak için kolunu kaldırdı.

  2. love[lʌv]sevgi, aşk

    My love for my family is very strong.Aileme olan sevgim çok güçlü.

  3. hope[hoʊp]umut

    There is still hope that it won't rain tomorrow.Yarın yağmur yağmayacağına dair hâlâ umut var.

  4. age[eɪdʒ]yaş

    At your age, I was already working.Senin yaşında ben çoktan çalışıyordum.

  5. interest[ˈɪntrəst]ilgi

    I have an interest in history.Tarihe ilgi duyuyorum.

  6. difference[ˈdɪfrəns]fark

    There's a big difference between these two cars.Bu iki araba arasında büyük bir fark var.

  7. situation[ˌsɪtʃuˈeɪʃən]durum

    The situation is getting worse.Durum kötüye gidiyor.

  8. activity[ækˈtɪvɪti]etkinlik, aktivite

    He enjoys outdoor activities.Açık hava etkinliklerini sever.

  9. type[taɪp]tür, tip

    What type of music do you like?Ne tür müzik seversin?

  10. event[ɪˈvɛnt]olay, etkinlik

    The wedding was a special event.Düğün özel bir olaydı.

  11. action[ˈækʃən]eylem, harekete geçme

    We need to take action now.Hemen harekete geçmemiz gerek.

  12. model[ˈmɑdəl]model, maket

    She bought a model of the Eiffel Tower.Eyfel Kulesi'nin bir maketini aldı.

  13. easy[ˈizi]kolay

    This exercise is easy.Bu alıştırma kolay.

  14. hard[hɑrd]zor; sert

    This exercise is very hard.Bu alıştırma çok zor.

  15. possible[ˈpɑsəbəl]mümkün

    Is it possible to come tomorrow?Yarın gelmek mümkün mü?

  16. late[leɪt]geç

    I am late for work.İşe geç kaldım.

  17. free[fri]ücretsiz; özgür

    The concert is free for everyone.Konser herkes için ücretsiz.

  18. full[fʊl]dolu

    The bathtub is full of water.Küvet suyla dolu.

  19. true[tru]doğru, gerçek

    Is it true that he's leaving?Gittiği doğru mu?

  20. strong[strɔŋ]güçlü

    He is a strong man.O güçlü bir adam.

  21. better[ˈbɛtər]daha iyi

    I feel better today.Bugün daha iyi hissediyorum.

  22. special[ˈspɛʃəl]özel

    She got a special gift for her birthday.Doğum günü için özel bir hediye aldı.

  23. personal[ˈpɜrsənəl]kişisel

    This is my personal opinion.Bu benim kişisel görüşüm.

  24. local[ˈloʊkəl]yerel

    I went to the local library.Yerel kütüphaneye gittim.

  25. red[rɛd]kırmızı

    The apple is red.Elma kırmızı.

  26. third[θɜrd]üçüncü

    He came in third place.Üçüncü oldu.

  27. six[sɪks]altı

    There are six people in my family.Ailemde altı kişi var.

  28. behind[bɪˈhaɪnd]arkasında

    The cat is hiding behind the chair.Kedi sandalyenin arkasına saklanıyor.

  29. oh[oʊ]ah, aa

    Oh, I didn't see you there.Aa, seni orada görmedim.

  30. sister[ˈsɪstər]kız kardeş

    My sister is older than me.Ablam benden büyük.

  31. brother[ˈbrʌðər]erkek kardeş

    My brother lives in Chicago.Erkek kardeşim Chicago'da yaşıyor.

  32. daughter[ˈdɔtər]kız evlat

    My daughter is a bright and happy child.Kızım zeki ve mutlu bir çocuk.

  33. husband[ˈhʌzbənd]koca, eş

    My husband is a kind and loving man.Kocam nazik ve sevgi dolu bir adam.

  34. dog[dɔɡ]köpek

    My dog is a golden retriever.Köpeğim bir golden retriever.

  35. animal[ˈænəməl]hayvan

    Cats and dogs are popular animals.Kediler ve köpekler sevilen hayvanlardır.

  36. bed[bɛd]yatak

    I went to bed early last night.Dün gece erken yattım.

  37. window[ˈwɪndoʊ]pencere

    I opened the window to let in some fresh air.Temiz hava girsin diye pencereyi açtım.

  38. floor[flɔr]zemin, yer; kat

    I sat down on the floor.Yere oturdum.

  39. cup[kʌp]fincan

    I had a cup of tea this morning.Bu sabah bir fincan çay içtim.

  40. glass[ɡlæs]bardak; cam

    I drank a glass of water.Bir bardak su içtim.

  41. box[bɑks]kutu

    He put the present in a box.Hediyeyi bir kutuya koydu.

  42. present[ˈprɛzənt]hediye

    I bought her a present for her birthday.Ona doğum günü için bir hediye aldım.

  43. hair[hɛr]saç

    She has long, blond hair.Uzun, sarı saçları var.

  44. leg[lɛɡ]bacak

    He broke his leg playing soccer.Futbol oynarken bacağını kırdı.

  45. message[ˈmɛsɪdʒ]mesaj

    I left a message on her voicemail.Sesli mesajına bir mesaj bıraktım.

  46. letter[ˈlɛtər]mektup; harf

    I wrote a letter to my grandmother.Büyükanneme bir mektup yazdım.

  47. note[noʊt]not

    I left a note on the door.Kapıya bir not bıraktım.

  48. list[lɪst]liste

    I made a list of things to buy.Alınacak şeylerin bir listesini yaptım.

  49. answer[ˈænsər]cevap

    What's the answer to this question?Bu sorunun cevabı ne?

  50. example[ɪɡˈzæmpəl]örnek

    Can you give me an example?Bana bir örnek verebilir misin?

  51. page[peɪdʒ]sayfa

    I turned the page of the book.Kitabın sayfasını çevirdim.

  52. language[ˈlæŋɡwɪdʒ]dil

    English is my native language.İngilizce benim ana dilim.

  53. course[kɔrs]kurs

    I took a cooking course.Bir yemek kursuna gittim.

  54. hospital[ˈhɑspɪtəl]hastane

    My grandmother is in the hospital.Büyükannem hastanede.

  55. bank[bæŋk]banka

    I went to the bank to deposit my paycheck.Maaş çekimi yatırmak için bankaya gittim.

  56. store[stɔr]mağaza, dükkân

    I went to the store to buy some groceries.Yiyecek almak için markete gittim.

  57. station[ˈsteɪʃən]istasyon

    I got off the train at the station.İstasyonda trenden indim.

  58. park[pɑrk]park

    We went for a walk in the park.Parkta yürüyüşe çıktık.

  59. television[ˈtɛləˌvɪʒən]televizyon

    I watched television last night.Dün gece televizyon izledim.

  60. sport[spɔrt]spor

    Basketball is my favorite sport.Basketbol en sevdiğim spor.

  61. club[klʌb]kulüp

    He joined a book club.Bir kitap kulübüne katıldı.

  62. sun[sʌn]güneş

    The sun is shining today.Bugün güneş parlıyor.

  63. sky[skaɪ]gökyüzü

    There are no clouds in the sky today.Bugün gökyüzünde hiç bulut yok.

  64. blue[blu]mavi

    The sky is blue.Gökyüzü mavi.

  65. mountain[ˈmaʊntən]dağ

    We climbed a mountain last weekend.Geçen hafta sonu bir dağa tırmandık.

  66. river[ˈrɪvər]nehir

    The Mississippi is a very long river.Mississippi çok uzun bir nehirdir.

  67. island[ˈaɪlənd]ada

    We went on vacation to an island in the Caribbean.Tatil için Karayipler'de bir adaya gittik.

  68. plant[plænt]bitki

    I have a plant on my windowsill.Pencere kenarımda bir bitki var.

  69. fire[faɪər]ateş, yangın

    The firefighters put out the fire.İtfaiyeciler yangını söndürdü.

  70. summer[ˈsʌmər]yaz

    We went swimming in the lake during the summer.Yazın gölde yüzdük.

  71. south[saʊθ]güney

    We drove to the south of the country for our vacation.Tatil için arabayla ülkenin güneyine gittik.

  72. west[wɛst]batı

    The sun sets in the west.Güneş batıdan batar.

  73. east[ist]doğu

    The sun rises in the east.Güneş doğudan doğar.

  74. left[lɛft]sol

    The bank is on the left side of the street.Banka sokağın sol tarafında.

  75. near[nɪr]yakınında

    The library is near the school.Kütüphane okulun yakınında.

  76. outside[ˌaʊtˈsaɪd]dışarıda, dışarı

    It's cold outside today.Bugün dışarısı soğuk.

  77. soon[sun]yakında, birazdan

    I'll be back soon.Birazdan dönerim.

  78. short[ʃɔrt]kısa

    The movie was very short.Film çok kısaydı.

  79. hot[hɑt]sıcak

    The coffee is too hot to drink.Kahve içilemeyecek kadar sıcak.

  80. pretty[ˈprɪti]hoş, güzel

    She is wearing a pretty dress.Güzel bir elbise giyiyor.

  81. happy[ˈhæpi]mutlu

    She was happy to see her friends.Arkadaşlarını gördüğüne mutluydu.

  82. ready[ˈrɛdi]hazır

    I'm ready to go to work.İşe gitmeye hazırım.

  83. wrong[rɔŋ]yanlış

    I took a wrong turn and got lost.Yanlış yere saptım ve kayboldum.

  84. fine[faɪn]iyi

    I'm fine, thanks.İyiyim, teşekkürler.

  85. poor[pʊr]fakir, yoksul

    The poor family didn't have enough food.Yoksul ailenin yeterli yiyeceği yoktu.

  86. common[ˈkɑmən]yaygın; ortak

    Birds are a common sight in the park.Kuşlar parkta sık görülen bir manzaradır.

  87. natural[ˈnætʃərəl]doğal

    This juice is completely natural.Bu meyve suyu tamamen doğal.

  88. main[meɪn]ana, başlıca

    The main reason I came was to see you.Gelmemin asıl sebebi seni görmekti.

  89. eight[eɪt]sekiz

    There are eight people in the room.Odada sekiz kişi var.

  90. OK[oʊˈkeɪ]tamam, uygun

    Is it OK if I sit here?Buraya otursam olur mu?

  91. listen[ˈlɪsən]dinlemek

    I listen to music every day.Her gün müzik dinlerim.

  92. close[kloʊz]kapatmak

    Please close the door.Lütfen kapıyı kapat.

  93. arrive[əˈraɪv]varmak

    We arrived at the hotel late.Otele geç vardık.

  94. forget[fərˈɡɛt]unutmak

    I forgot my keys, so I can't get in.Anahtarlarımı unuttum, o yüzden içeri giremiyorum.

  95. laugh[læf]gülmek

    We laughed at the joke.Şakaya güldük.

  96. share[ʃɛr]paylaşmak

    I shared my sandwich with my friend.Sandviçimi arkadaşımla paylaştım.

  97. fill[fɪl]doldurmak

    I filled the bathtub with water.Küveti suyla doldurdum.

  98. miss[mɪs]kaçırmak; özlemek

    I missed the bus this morning.Bu sabah otobüsü kaçırdım.

  99. prepare[prɪˈpɛr]hazırlamak

    I'm preparing dinner for my friends.Arkadaşlarım için akşam yemeği hazırlıyorum.

  100. check[tʃɛk]kontrol etmek

    Please check your email.Lütfen e-postanı kontrol et.

401–500compare, guess, lie, order, future, past, period, feeling …
  1. compare[kəmˈpɛr]karşılaştırmak

    Compare the prices of the two products.İki ürünün fiyatlarını karşılaştır.

  2. guess[ɡɛs]tahmin etmek

    Guess who called me today!Bugün beni kim aradı, tahmin et!

  3. lie[laɪ]yalan söylemek

    He lied about his age.Yaşı konusunda yalan söyledi.

  4. order[ˈɔrdər]sipariş

    I placed an order for a pizza.Bir pizza siparişi verdim.

  5. future[ˈfjutʃər]gelecek

    I'm excited about my future.Geleceğim için heyecanlıyım.

  6. past[pæst]geçmiş

    You can't change the past.Geçmişi değiştiremezsin.

  7. period[ˈpɪriəd]dönem

    It was a difficult period in my life.Hayatımın zor bir dönemiydi.

  8. feeling[ˈfilɪŋ]his, duygu

    I have a good feeling about this.Bu konuda içimde iyi bir his var.

  9. success[səkˈsɛs]başarı

    She had great success in her business.İşinde büyük başarı elde etti.

  10. rule[rul]kural

    The rule is that you must wear a helmet when you ride a bike.Kural şu: bisiklete binerken kask takmalısın.

  11. subject[ˈsʌbdʒɪkt]konu

    The subject of the lecture was history.Dersin konusu tarihti.

  12. article[ˈɑrtɪkəl]makale

    I read an article about the environment.Çevre hakkında bir makale okudum.

  13. culture[ˈkʌltʃər]kültür

    Japanese culture is known for its politeness.Japon kültürü nezaketiyle bilinir.

  14. science[ˈsaɪəns]bilim

    I'm interested in science, especially biology.Bilimle, özellikle de biyolojiyle ilgileniyorum.

  15. artist[ˈɑrtɪst]sanatçı

    She is a talented artist.O yetenekli bir sanatçı.

  16. design[dɪˈzaɪn]tasarım

    The design of the house is modern.Evin tasarımı modern.

  17. career[kəˈrɪr]kariyer

    She has a successful career as a doctor.Doktor olarak başarılı bir kariyeri var.

  18. section[ˈsɛkʃən]bölüm

    I always read the sports section of the newspaper.Gazetenin spor bölümünü her zaman okurum.

  19. skill[skɪl]beceri

    She has great communication skills.Çok iyi iletişim becerileri var.

  20. meeting[ˈmitɪŋ]toplantı

    We had a meeting to discuss the project.Projeyi görüşmek için bir toplantı yaptık.

  21. sound[saʊnd]ses

    I love the sound of the rain.Yağmurun sesini çok severim.

  22. mile[maɪl]mil

    We walked a mile to the lake.Göle kadar bir mil yürüdük.

  23. dollar[ˈdɑlər]dolar

    I found a dollar on the street.Sokakta bir dolar buldum.

  24. drink[drɪŋk]içmek

    I'm thirsty, I need to drink some water.Susadım, biraz su içmem gerek.

  25. travel[ˈtrævəl]seyahat etmek

    I like to travel to new places.Yeni yerlere seyahat etmeyi severim.

  26. visit[ˈvɪzɪt]ziyaret etmek

    I visited my grandparents last weekend.Geçen hafta sonu büyükannemle dedemi ziyaret ettim.

  27. fly[flaɪ]uçmak

    Birds fly south in the fall.Kuşlar sonbaharda güneye uçar.

  28. sing[sɪŋ]şarkı söylemek

    She likes to sing in the shower.Duşta şarkı söylemeyi sever.

  29. finish[ˈfɪnɪʃ]bitirmek

    I finished my homework this afternoon.Ödevimi bu öğleden sonra bitirdim.

  30. complete[kəmˈplit]tamamlamak

    I've completed the form.Formu tamamladım.

  31. introduce[ˌɪntrəˈdus]tanıştırmak

    I'd like to introduce you to my friend.Seni arkadaşımla tanıştırmak istiyorum.

  32. enjoy[ɪnˈdʒɔɪ]keyif almak, hoşlanmak

    I really enjoy listening to music.Müzik dinlemekten gerçekten keyif alıyorum.

  33. imagine[ɪˈmædʒɪn]hayal etmek

    Can you imagine living on the moon?Ay'da yaşamayı hayal edebiliyor musun?

  34. discuss[dɪˈskʌs]tartışmak, görüşmek

    We discussed the problem at lunch.Sorunu öğle yemeğinde tartıştık.

  35. improve[ɪmˈpruv]geliştirmek, iyileştirmek

    I need to improve my English.İngilizcemi geliştirmem gerek.

  36. please[pliz]lütfen

    Please pass the salt.Lütfen tuzu uzat.

  37. thanks[θæŋks]teşekkürler

    Thanks for your help.Yardımın için teşekkürler.

  38. sorry[ˈsɑri]üzgün

    I'm sorry I'm late.Geç kaldığım için üzgünüm.

  39. tomorrow[təˈmɑroʊ]yarın

    I'm going to the movies tomorrow.Yarın sinemaya gidiyorum.

  40. evening[ˈivnɪŋ]akşam

    We have dinner together in the evening.Akşamları birlikte yemek yeriz.

  41. tonight[təˈnaɪt]bu gece, bu akşam

    I'm meeting my friends tonight.Bu akşam arkadaşlarımla buluşuyorum.

  42. afternoon[ˌæftərˈnun]öğleden sonra

    Let's meet this afternoon.Bugün öğleden sonra buluşalım.

  43. noon[nun]öğle

    We usually have lunch at noon.Genellikle öğlen yemek yeriz.

  44. weekend[ˈwikˌɛnd]hafta sonu

    What are you doing this weekend?Bu hafta sonu ne yapıyorsun?

  45. date[deɪt]tarih; randevu, buluşma

    What's the date today?Bugünün tarihi ne?

  46. beginning[bɪˈɡɪnɪŋ]başlangıç

    The beginning of the movie is a little slow.Filmin başlangıcı biraz ağır.

  47. spring[sprɪŋ]ilkbahar

    The trees get new leaves in the spring.İlkbaharda ağaçlar yeni yaprak açar.

  48. winter[ˈwɪntər]kış

    Winter is my favorite season.Kış benim en sevdiğim mevsim.

  49. nine[naɪn]dokuz

    There are nine people in my family.Ailemde dokuz kişi var.

  50. ten[tɛn]on

    I have ten toes.On ayak parmağım var.

  51. hundred[ˈhʌndrəd]yüz

    The book has almost a hundred pages.Kitap neredeyse yüz sayfa.

  52. mom[mɑm]anne

    My mom calls me every day.Annem beni her gün arar.

  53. dad[dæd]baba

    My dad is a great cook.Babam harika yemek yapar.

  54. adult[əˈdʌlt]yetişkin

    This movie is only for adults.Bu film yalnızca yetişkinler içindir.

  55. partner[ˈpɑrtnər]partner, ortak

    She lives with her partner in Boston.Partneriyle Boston'da yaşıyor.

  56. customer[ˈkʌstəmər]müşteri

    The customer was very happy with the service.Müşteri hizmetten çok memnundu.

  57. driver[ˈdraɪvər]sürücü, şoför

    The bus driver said good morning.Otobüs şoförü günaydın dedi.

  58. writer[ˈraɪtər]yazar

    She is a famous writer.O ünlü bir yazardır.

  59. scientist[ˈsaɪəntɪst]bilim insanı

    The scientist did an experiment.Bilim insanı bir deney yaptı.

  60. somebody[ˈsʌmbədi]biri, birisi

    Somebody left the door open.Biri kapıyı açık bırakmış.

  61. nobody[ˈnoʊbədi]hiç kimse

    Nobody was at home.Evde kimse yoktu.

  62. yourself[jɔrˈsɛlf]kendin, kendiniz

    Take care of yourself.Kendine iyi bak.

  63. apartment[əˈpɑrtmənt]daire

    My apartment is small, but cozy.Dairem küçük ama rahat.

  64. kitchen[ˈkɪtʃən]mutfak

    I cooked dinner in the kitchen.Akşam yemeğini mutfakta pişirdim.

  65. chair[tʃɛr]sandalye

    I sat down on the chair.Sandalyeye oturdum.

  66. garden[ˈɡɑrdən]bahçe

    We grow tomatoes in our garden.Bahçemizde domates yetiştiriyoruz.

  67. yard[jɑrd]avlu, bahçe

    The children played in the yard.Çocuklar bahçede oynadı.

  68. key[ki]anahtar

    I lost my key.Anahtarımı kaybettim.

  69. address[ˈædrɛs]adres

    What is your address?Adresin ne?

  70. neighborhood[ˈneɪbərˌhʊd]mahalle

    We live in a friendly neighborhood.Samimi bir mahallede yaşıyoruz.

  71. dinner[ˈdɪnər]akşam yemeği

    We had dinner at a restaurant.Akşam yemeğini bir restoranda yedik.

  72. fish[fɪʃ]balık

    I caught a fish in the lake.Gölde bir balık tuttum.

  73. ice[aɪs]buz

    I like my drinks with ice.İçeceklerimi buzlu severim.

  74. restaurant[ˈrɛstəˌrɑnt]restoran

    Let's go to a restaurant for dinner.Akşam yemeği için bir restorana gidelim.

  75. bar[bɑr]bar

    We went to the bar after work.İşten sonra bara gittik.

  76. trip[trɪp]gezi, yolculuk

    We went on a trip to the mountains.Dağlara bir geziye çıktık.

  77. hotel[hoʊˈtɛl]otel

    We stayed at a hotel near the beach.Plaja yakın bir otelde kaldık.

  78. plane[pleɪn]uçak

    We're flying to Paris by plane.Paris'e uçakla gidiyoruz.

  79. flight[flaɪt]uçuş

    Our flight leaves early in the morning.Uçuşumuz sabah erken kalkıyor.

  80. boat[boʊt]tekne, kayık

    We went for a boat ride on the lake.Gölde tekne turuna çıktık.

  81. truck[trʌk]kamyon

    A truck brought our new furniture.Yeni mobilyalarımızı bir kamyon getirdi.

  82. beach[bitʃ]plaj

    Let's go to the beach this weekend.Bu hafta sonu plaja gidelim.

  83. capital[ˈkæpɪtəl]başkent

    Paris is the capital of France.Paris, Fransa'nın başkentidir.

  84. museum[mjuˈziəm]müze

    We visited the museum yesterday.Dün müzeyi ziyaret ettik.

  85. bag[bæɡ]çanta, torba

    I put my books in my bag.Kitaplarımı çantama koydum.

  86. card[kɑrd]kart

    I sent my friend a birthday card.Arkadaşıma bir doğum günü kartı gönderdim.

  87. camera[ˈkæmərə]kamera, fotoğraf makinesi

    He took a picture with his new camera.Yeni kamerasıyla bir fotoğraf çekti.

  88. ball[bɔl]top

    He kicked the ball into the goal.Topu kaleye gönderdi.

  89. machine[məˈʃin]makine

    The coffee machine is broken.Kahve makinesi bozuk.

  90. object[ˈɑbdʒɛkt]nesne

    What is that object on the table?Masadaki o nesne ne?

  91. song[sɔŋ]şarkı

    This is my favorite song.Bu benim en sevdiğim şarkı.

  92. radio[ˈreɪdioʊ]radyo

    I heard the news on the radio this morning.Haberleri bu sabah radyoda duydum.

  93. video[ˈvɪdiˌoʊ]video

    I watched a funny video online.İnternette komik bir video izledim.

  94. newspaper[ˈnuzˌpeɪpər]gazete

    I read the newspaper every morning.Her sabah gazete okurum.

  95. magazine[ˈmæɡəˌzin]dergi

    I read a magazine about fashion.Moda hakkında bir dergi okudum.

  96. text[tɛkst]metin; kısa mesaj

    I got a text from my friend.Arkadaşımdan bir mesaj aldım.

  97. interview[ˈɪntərˌvju]mülakat, görüşme; röportaj

    I had an interview for a new job.Yeni bir iş için görüşmeye girdim.

  98. conversation[ˌkɑnvərˈseɪʃən]konuşma, sohbet

    We had a long conversation about our plans.Planlarımız hakkında uzun bir konuşma yaptık.

  99. opinion[əˈpɪnjən]görüş, fikir

    I respect your opinion, but I disagree.Görüşüne saygı duyuyorum ama katılmıyorum.

  100. statement[ˈsteɪtmənt]ifade, açıklama

    The witness made a statement to the police.Tanık polise ifade verdi.

501–600detail, style, sleep, bird, horse, farm, mouth, cold …
  1. detail[ˈditeɪl]ayrıntı, detay

    He paid attention to every detail.Her ayrıntıya dikkat etti.

  2. style[staɪl]stil, tarz

    I love your style.Tarzına bayılıyorum.

  3. sleep[slip]uyku

    I need to get some sleep.Biraz uyumam gerek.

  4. bird[bɜrd]kuş

    Look at the birds in the sky!Gökyüzündeki kuşlara bak!

  5. horse[hɔrs]at

    I saw a beautiful horse in the field.Tarlada güzel bir at gördüm.

  6. farm[fɑrm]çiftlik

    My uncle lives on a farm.Amcam bir çiftlikte yaşıyor.

  7. mouth[maʊθ]ağız

    He opened his mouth to speak.Konuşmak için ağzını açtı.

  8. cold[koʊld]soğuk

    It's cold outside today.Bugün dışarısı soğuk.

  9. green[ɡrin]yeşil

    The grass is green.Çimen yeşil.

  10. dark[dɑrk]karanlık; koyu

    It gets dark early in winter.Kışın hava erken kararır.

  11. nice[naɪs]hoş, güzel

    That's a nice dress.Bu güzel bir elbise.

  12. perfect[ˈpɜrfɪkt]mükemmel

    The weather was perfect for a picnic.Hava piknik için mükemmeldi.

  13. popular[ˈpɑpjələr]popüler

    That song is very popular right now.O şarkı şu sıralar çok popüler.

  14. modern[ˈmɑdərn]modern

    They live in a very modern house.Çok modern bir evde yaşıyorlar.

  15. rich[rɪtʃ]zengin

    She is a very rich woman.O çok zengin bir kadın.

  16. positive[ˈpɑzətɪv]olumlu

    He has a positive attitude.Olumlu bir tutumu var.

  17. born[bɔrn]doğmuş

    She was born in Mexico.Meksika'da doğdu.

  18. final[ˈfaɪnəl]son, final

    This is the final chapter of the book.Bu, kitabın son bölümü.

  19. front[frʌnt]ön, ön taraf

    He sat at the front of the bus.Otobüsün ön tarafında oturdu.

  20. above[əˈbʌv]üstünde, üzerinde

    The picture is above the bed.Resim yatağın üstünde.

  21. quick[kwɪk]çabuk, hızlı

    He is a quick learner.O çabuk öğrenen biri.

  22. fast[fæst]hızlı

    The cheetah is the fastest animal on land.Çita, karadaki en hızlı hayvandır.

  23. slow[sloʊ]yavaş

    The bus is very slow.Otobüs çok yavaş.

  24. warm[wɔrm]ılık, sıcak

    The weather was warm and sunny.Hava ılık ve güneşliydi.

  25. cool[kul]serin

    The air was cool and fresh.Hava serin ve temizdi.

  26. quiet[ˈkwaɪət]sessiz

    The room was quiet and peaceful.Oda sessiz ve huzurluydu.

  27. tired[taɪərd]yorgun

    I'm very tired after work.İşten sonra çok yorgunum.

  28. expensive[ɪkˈspɛnsɪv]pahalı

    This hotel is too expensive.Bu otel fazla pahalı.

  29. tall[tɔl]uzun boylu, uzun

    My brother is very tall.Erkek kardeşim çok uzun boylu.

  30. fat[fæt]şişman

    The cat is getting fat.Kedi şişmanlıyor.

  31. clean[klin]temiz

    The house was clean and tidy.Ev temiz ve derli topluydu.

  32. healthy[ˈhɛlθi]sağlıklı

    It's important to eat healthy food.Sağlıklı yiyecekler yemek önemlidir.

  33. sick[sɪk]hasta

    I'm sick and need to stay home.Hastayım ve evde kalmam gerekiyor.

  34. funny[ˈfʌni]komik

    The movie was very funny.Film çok komikti.

  35. angry[ˈæŋɡri]kızgın, öfkeli

    He was angry when he lost the game.Maçı kaybedince öfkelendi.

  36. married[ˈmærid]evli

    My parents have been married for a long time.Annemle babam uzun zamandır evli.

  37. correct[kəˈrɛkt]doğru

    The answer is correct.Cevap doğru.

  38. favorite[ˈfeɪvərɪt]en sevilen, favori

    His favorite color is blue.Onun en sevdiği renk mavi.

  39. negative[ˈnɛɡətɪv]olumsuz, negatif

    The test results were negative.Test sonuçları negatifti.

  40. extra[ˈɛkstrə]ekstra, ek

    I need an extra blanket.Fazladan bir battaniyeye ihtiyacım var.

  41. yellow[ˈjɛloʊ]sarı

    The banana is yellow.Muz sarıdır.

  42. brown[braʊn]kahverengi

    My hair is brown.Saçım kahverengi.

  43. fourth[fɔrθ]dördüncü

    He came in fourth place.Dördüncü oldu.

  44. thousand[ˈθaʊzənd]bin

    There are a thousand people in the stadium.Stadyumda bin kişi var.

  45. yesterday[ˈjɛstərˌdeɪ]dün

    I went to the park yesterday.Dün parka gittim.

  46. always[ˈɔlweɪz]her zaman, hep

    I always have breakfast at home.Her zaman evde kahvaltı ederim.

  47. cook[kʊk]pişirmek, yemek yapmak

    I cooked dinner for my family.Ailem için akşam yemeği pişirdim.

  48. wake up[weɪk ʌp]uyanmak

    I wake up early every morning.Her sabah erken uyanırım.

  49. repeat[rɪˈpit]tekrarlamak

    Please repeat that.Lütfen bunu tekrarla.

  50. hate[heɪt]nefret etmek

    I hate spiders.Örümceklerden nefret ederim.

  51. prefer[prɪˈfɜr]tercih etmek

    I prefer coffee to tea.Kahveyi çaya tercih ederim.

  52. climb[klaɪm]tırmanmak

    He climbed the mountain.Dağa tırmandı.

  53. dance[dæns]dans etmek

    I like to dance to music.Müzik eşliğinde dans etmeyi severim.

  54. ride[raɪd]binmek, sürmek

    I rode my bike to school.Okula bisikletle gittim.

  55. welcome[ˈwɛlkəm]karşılamak, hoş geldin demek

    They welcomed me to their home.Beni evlerinde sıcak bir şekilde karşıladılar.

  56. foot[fʊt]ayak

    I hurt my foot playing soccer.Futbol oynarken ayağımı incittim.

  57. ear[ɪr]kulak

    She whispered something in my ear.Kulağıma bir şey fısıldadı.

  58. nose[noʊz]burun

    I have a runny nose.Burnum akıyor.

  59. tooth[tuθ]diş

    I brush my teeth twice a day.Dişlerimi günde iki kez fırçalarım.

  60. coffee[ˈkɔfi]kahve

    I like to drink coffee in the morning.Sabahları kahve içmeyi severim.

  61. wine[waɪn]şarap

    He ordered a glass of red wine.Bir kadeh kırmızı şarap sipariş etti.

  62. egg[ɛɡ]yumurta

    I had scrambled eggs for breakfast.Kahvaltıda çırpılmış yumurta yedim.

  63. chicken[ˈtʃɪkən]tavuk

    We had chicken for dinner.Akşam yemeğinde tavuk yedik.

  64. meat[mit]et

    I don't eat meat.Et yemem.

  65. fruit[frut]meyve

    I like to eat fruit for breakfast.Kahvaltıda meyve yemeyi severim.

  66. salt[sɔlt]tuz

    He added salt to his food.Yemeğine tuz ekledi.

  67. sugar[ˈʃʊɡər]şeker

    I put sugar in my coffee.Kahveme şeker koyarım.

  68. lunch[lʌntʃ]öğle yemeği

    He had lunch at his desk.Öğle yemeğini masasında yedi.

  69. meal[mil]öğün, yemek

    We had a big meal together.Birlikte büyük bir yemek yedik.

  70. bottle[ˈbɑtəl]şişe

    I drank water from a bottle.Suyu şişeden içtim.

  71. quarter[ˈkwɔrtər]çeyrek, dörtte bir

    I cut the apple into quarters.Elmayı dörde böldüm.

  72. clothes[kloʊðz]giysi, kıyafet

    I changed my clothes before dinner.Akşam yemeğinden önce kıyafetlerimi değiştirdim.

  73. dress[drɛs]elbise

    She wore a beautiful dress to the party.Partide güzel bir elbise giydi.

  74. shirt[ʃɜrt]gömlek

    I wear a shirt to work.İşe gömlek giyerim.

  75. shoe[ʃu]ayakkabı

    I tied my shoes before going outside.Dışarı çıkmadan önce ayakkabılarımı bağladım.

  76. pair[pɛr]çift

    I bought a new pair of shoes.Yeni bir çift ayakkabı aldım.

  77. neighbor[ˈneɪbər]komşu

    My neighbor is very friendly.Komşum çok cana yakın.

  78. visitor[ˈvɪzɪtər]ziyaretçi

    We had a visitor from another country.Başka bir ülkeden bir ziyaretçimiz vardı.

  79. actor[ˈæktər]oyuncu, aktör

    He is a famous actor.O ünlü bir aktördür.

  80. farmer[ˈfɑrmər]çiftçi

    The farmer grows corn and wheat.Çiftçi mısır ve buğday yetiştiriyor.

  81. reader[ˈridər]okur, okuyucu

    She is a good reader.O iyi bir okuyucudur.

  82. cat[kæt]kedi

    My cat is very playful.Kedim çok oyuncu.

  83. bus[bʌs]otobüs

    I took the bus to work.İşe otobüsle gittim.

  84. train[treɪn]tren

    I took the train to the city.Şehre trenle gittim.

  85. airport[ˈɛrˌpɔrt]havaalanı

    I arrived at the airport late.Havaalanına geç vardım.

  86. traffic[ˈtræfɪk]trafik

    There was a lot of traffic on the road.Yolda çok trafik vardı.

  87. ticket[ˈtɪkɪt]bilet

    He bought a ticket to the concert.Konsere bir bilet aldı.

  88. map[mæp]harita

    He looked at the map to find his way.Yolunu bulmak için haritaya baktı.

  89. shop[ʃɑp]dükkân, mağaza

    I went to the shop to buy some milk.Süt almak için dükkâna gittim.

  90. library[ˈlaɪˌbrɛri]kütüphane

    I went to the library to borrow a book.Kitap ödünç almak için kütüphaneye gittim.

  91. theater[ˈθiətər]tiyatro

    We went to the theater to see a play.Bir oyun izlemek için tiyatroya gittik.

  92. pool[pul]havuz

    He went for a swim in the pool.Havuzda yüzmeye gitti.

  93. classroom[ˈklæsˌrum]sınıf, derslik

    The students sat in the classroom.Öğrenciler sınıfta oturdu.

  94. bedroom[ˈbɛdˌrum]yatak odası

    I like to read in my bedroom before I go to sleep.Uyumadan önce yatak odamda kitap okumayı severim.

  95. desk[dɛsk]çalışma masası

    I'm working at my desk.Masamda çalışıyorum.

  96. internet[ˈɪntərˌnɛt]internet

    I checked the internet for the latest news.Son haberler için internete baktım.

  97. title[ˈtaɪtəl]başlık, ad

    The title of the book is very long.Kitabın adı çok uzun.

  98. painting[ˈpeɪntɪŋ]tablo, resim

    The painting hangs in a museum.Tablo bir müzede asılı.

  99. paint[peɪnt]boya

    I used white paint on the wall.Duvarda beyaz boya kullandım.

  100. band[bænd]müzik grubu

    The band played a great concert.Grup harika bir konser verdi.

601–700lesson, exercise, mistake, meaning, advice, reading, writing, weather …
  1. lesson[ˈlɛsən]ders

    I had a French lesson this morning.Bu sabah Fransızca dersim vardı.

  2. exercise[ˈɛksərsaɪz]egzersiz

    He goes for a run every day for exercise.Egzersiz için her gün koşuya çıkar.

  3. mistake[mɪˈsteɪk]hata

    I made a mistake on the test.Sınavda bir hata yaptım.

  4. meaning[ˈminɪŋ]anlam

    What is the meaning of this word?Bu kelimenin anlamı ne?

  5. advice[ədˈvaɪs]tavsiye, öğüt

    He gave me some good advice.Bana iyi bir tavsiye verdi.

  6. reading[ˈridɪŋ]okuma

    She enjoys reading.Okumayı sever.

  7. writing[ˈraɪtɪŋ]yazma, yazı

    She is good at writing.Yazmada iyidir.

  8. weather[ˈwɛðər]hava, hava durumu

    The weather is nice today.Bugün hava güzel.

  9. rain[reɪn]yağmur

    We walked home in the rain.Yağmurda eve yürüdük.

  10. snow[snoʊ]kar

    The ground was covered in snow.Yer karla kaplıydı.

  11. flower[ˈflaʊər]çiçek

    She gave him a bunch of flowers.Ona bir demet çiçek verdi.

  12. soccer[ˈsɑkər]futbol

    He loves to play soccer.Futbol oynamayı çok sever.

  13. basketball[ˈbæskɪtˌbɔl]basketbol

    I like to play basketball with my friends.Arkadaşlarımla basketbol oynamayı severim.

  14. baseball[ˈbeɪsˌbɔl]beyzbol

    He played baseball in high school.Lisede beyzbol oynadı.

  15. hi[haɪ]selam, merhaba

    Hi, how are you?Selam, nasılsın?

  16. hello[həˈloʊ]merhaba

    Hello, nice to meet you.Merhaba, tanıştığımıza memnun oldum.

  17. four[fɔr]dört

    A car has four wheels.Bir arabanın dört tekerleği vardır.

  18. seven[ˈsɛvən]yedi

    There are seven days in a week.Bir haftada yedi gün vardır.

  19. twelve[twɛlv]on iki

    There are twelve months in a year.Yılda on iki ay vardır.

  20. fifteen[ˌfɪfˈtin]on beş

    He is fifteen years old.O on beş yaşında.

  21. twenty[ˈtwɛnti]yirmi

    There are twenty students in the class.Sınıfta yirmi öğrenci var.

  22. thirty[ˈθɜrti]otuz

    She is thirty years old.O otuz yaşında.

  23. fifty[ˈfɪfti]elli

    My dad is fifty this year.Babam bu yıl elli yaşında.

  24. fifth[fɪfθ]beşinci

    This is the fifth time I've seen this movie.Bu filmi beşinci kez izliyorum.

  25. grandmother[ˈɡrænˌmʌðər]büyükanne

    My grandmother tells great stories.Büyükannem harika hikâyeler anlatır.

  26. grandfather[ˈɡrændˌfɑðər]dede, büyükbaba

    My grandfather is a kind and wise man.Dedem iyi kalpli ve bilge bir adamdır.

  27. uncle[ˈʌŋkəl]amca, dayı

    My uncle lives in Florida.Amcam Florida'da yaşıyor.

  28. aunt[ænt]teyze, hala

    My aunt lives in a small village.Teyzem küçük bir köyde yaşıyor.

  29. cousin[ˈkʌzən]kuzen

    I have a lot of cousins on my mother's side.Anne tarafımdan çok kuzenim var.

  30. girlfriend[ˈɡɜrlˌfrɛnd]kız arkadaş

    He went to the movies with his girlfriend.Kız arkadaşıyla sinemaya gitti.

  31. teenager[ˈtinˌeɪdʒər]ergen, genç

    Teenagers often spend a lot of time on their phones.Gençler genellikle telefonlarında çok vakit geçirir.

  32. nurse[nɜrs]hemşire

    The nurse checked on the patient.Hemşire hastayı kontrol etti.

  33. singer[ˈsɪŋər]şarkıcı

    She is a famous singer.O ünlü bir şarkıcı.

  34. actress[ˈæktrəs]kadın oyuncu, aktris

    The actress has been in many movies.Aktris birçok filmde oynadı.

  35. tourist[ˈtʊrɪst]turist

    Many tourists visit the Eiffel Tower.Birçok turist Eyfel Kulesi'ni ziyaret eder.

  36. bread[brɛd]ekmek

    He ate a slice of bread with butter.Tereyağlı bir dilim ekmek yedi.

  37. butter[ˈbʌtər]tereyağı

    I put butter on my toast.Kızarmış ekmeğime tereyağı sürdüm.

  38. cheese[tʃiz]peynir

    He put cheese on his sandwich.Sandviçine peynir koydu.

  39. milk[mɪlk]süt

    He drank a glass of milk.Bir bardak süt içti.

  40. cream[krim]krema

    She put cream in her coffee.Kahvesine krema koydu.

  41. tea[ti]çay

    He had a cup of tea after dinner.Akşam yemeğinden sonra bir fincan çay içti.

  42. juice[dʒus]meyve suyu

    I like to drink juice in the morning.Sabahları meyve suyu içmeyi severim.

  43. beer[bɪr]bira

    He ordered a cold beer.Soğuk bir bira sipariş etti.

  44. breakfast[ˈbrɛkfəst]kahvaltı

    What do you usually eat for breakfast?Kahvaltıda genellikle ne yersin?

  45. rice[raɪs]pirinç; pilav

    She cooked rice for dinner.Akşam yemeği için pilav pişirdi.

  46. pasta[ˈpɑstə]makarna

    We had pasta with tomato sauce.Domates soslu makarna yedik.

  47. potato[pəˈteɪtoʊ]patates

    I like to eat mashed potatoes with dinner.Akşam yemeğinde patates püresi yemeyi severim.

  48. vegetable[ˈvɛdʒtəbəl]sebze

    Broccoli is a healthy vegetable.Brokoli sağlıklı bir sebzedir.

  49. apple[ˈæpəl]elma

    He ate an apple for breakfast.Kahvaltıda bir elma yedi.

  50. orange[ˈɔrɪndʒ]portakal

    I love to eat oranges.Portakal yemeyi çok severim.

  51. tomato[təˈmeɪtoʊ]domates

    I love tomatoes in my sandwiches.Sandviçlerimde domatesi çok severim.

  52. onion[ˈʌnjən]soğan

    I added chopped onions to my soup.Çorbama doğranmış soğan ekledim.

  53. pepper[ˈpɛpər]karabiber

    He added pepper to his soup.Çorbasına karabiber ekledi.

  54. salad[ˈsæləd]salata

    I had a salad for lunch.Öğle yemeğinde salata yedim.

  55. soup[sup]çorba

    I had a bowl of soup for dinner.Akşam yemeğinde bir kâse çorba içtim.

  56. dish[dɪʃ]tabak; yemek

    She washed the dishes after dinner.Akşam yemeğinden sonra bulaşıkları yıkadı.

  57. cake[keɪk]pasta, kek

    I had a piece of chocolate cake for dessert.Tatlı olarak bir dilim çikolatalı pasta yedim.

  58. cookie[ˈkʊki]kurabiye

    The kids ate cookies and milk.Çocuklar kurabiye yiyip süt içti.

  59. chocolate[ˈtʃɔklət]çikolata

    I love eating chocolate.Çikolata yemeyi çok severim.

  60. diet[ˈdaɪət]diyet

    She's on a diet.O diyette.

  61. menu[ˈmɛnju]menü

    Can I see the menu, please?Menüyü görebilir miyim, lütfen?

  62. hungry[ˈhʌŋɡri]aç

    I'm hungry, let's go eat.Açım, hadi yemek yemeye gidelim.

  63. pants[pænts]pantolon

    I wore my new pants to the party.Partide yeni pantolonumu giydim.

  64. jacket[ˈdʒækɪt]ceket, mont

    It's cold outside, so I'll wear my jacket.Dışarısı soğuk, o yüzden ceketimi giyeceğim.

  65. coat[koʊt]palto, mont

    He put on his coat before going outside.Dışarı çıkmadan önce paltosunu giydi.

  66. hat[hæt]şapka

    He wore a hat to protect his head from the sun.Başını güneşten korumak için şapka taktı.

  67. boot[but]bot, çizme

    I wear boots when it's snowing.Kar yağarken bot giyerim.

  68. bathroom[ˈbæθˌrum]banyo; tuvalet

    I need to go to the bathroom.Tuvalete gitmem gerek.

  69. shower[ˈʃaʊər]duş

    I took a shower this morning.Bu sabah duş aldım.

  70. wash[wɑʃ]yıkamak

    He washed his car.Arabasını yıkadı.

  71. clock[klɑk]saat

    The clock on the wall is five minutes fast.Duvardaki saat beş dakika ileri.

  72. bike[baɪk]bisiklet

    I ride my bike to work every day.Her gün işe bisikletle giderim.

  73. mall[mɔl]alışveriş merkezi

    We went to the mall to do some shopping.Alışveriş yapmak için alışveriş merkezine gittik.

  74. shopping[ˈʃɑpɪŋ]alışveriş

    I went shopping for new clothes.Yeni kıyafetler için alışverişe gittim.

  75. vacation[veɪˈkeɪʃən]tatil

    We're going on vacation next week.Gelecek hafta tatile çıkıyoruz.

  76. birthday[ˈbɜrθˌdeɪ]doğum günü

    When is your birthday?Doğum günün ne zaman?

  77. festival[ˈfɛstəvəl]festival

    The town is having a music festival this weekend.Kasabada bu hafta sonu bir müzik festivali var.

  78. concert[ˈkɑnsərt]konser

    We went to a concert last night.Dün gece bir konsere gittik.

  79. piano[piˈænoʊ]piyano

    She plays the piano beautifully.Çok güzel piyano çalar.

  80. tennis[ˈtɛnɪs]tenis

    I play tennis every weekend.Her hafta sonu tenis oynarım.

  81. swim[swɪm]yüzmek

    I love to swim in the ocean.Okyanusta yüzmeyi çok severim.

  82. relax[rɪˈlæks]rahatlamak, dinlenmek

    I need to relax after a long day.Uzun bir günün ardından rahatlamam gerekiyor.

  83. fun[fʌn]eğlence

    We had so much fun at the party.Partide çok eğlendik.

  84. routine[ruˈtin]rutin

    I have a strict routine in the mornings.Sabahları sıkı bir rutinim var.

  85. midnight[ˈmɪdˌnaɪt]gece yarısı

    The party ended at midnight.Parti gece yarısı bitti.

  86. sentence[ˈsɛntəns]cümle

    This sentence is short.Bu cümle kısa.

  87. phrase[freɪz]ifade, söz öbeği

    The phrase "once upon a time" is common in fairy tales.“Bir varmış bir yokmuş” ifadesi masallarda yaygındır.

  88. dialogue[ˈdaɪəˌlɔɡ]diyalog

    Read the dialogue with a partner.Diyaloğu bir arkadaşınla oku.

  89. description[dɪˈskrɪpʃən]tanım, eşkâl

    The police gave a description of the man.Polis adamın eşkâlini verdi.

  90. topic[ˈtɑpɪk]konu

    The topic of the meeting was the new school.Toplantının konusu yeni okuldu.

  91. opposite[ˈɑpəzɪt]zıt, karşıt

    The two boys walked in opposite directions.İki çocuk zıt yönlere yürüdü.

  92. smart[smɑrt]akıllı, zeki

    She is a very smart woman.O çok akıllı bir kadın.

  93. busy[ˈbɪzi]meşgul

    I'm too busy to go out tonight.Bu gece dışarı çıkamayacak kadar meşgulüm.

  94. cheap[tʃip]ucuz

    I found a cheap flight to London.Londra'ya ucuz bir uçuş buldum.

  95. friendly[ˈfrɛndli]cana yakın, dost canlısı

    She is a very friendly person.O çok cana yakın biri.

  96. sad[sæd]üzgün

    She felt sad when her friend moved away.Arkadaşı taşınınca üzüldü.

  97. dirty[ˈdɜrti]kirli

    The floor was dirty.Yer kirliydi.

  98. false[fɔls]yanlış, sahte

    That information is false.O bilgi yanlış.

  99. dear[dɪr]sevgili, değerli

    My dear friend, I'm so happy to see you.Sevgili arkadaşım, seni gördüğüme çok sevindim.

  100. gray[ɡreɪ]gri

    The sky was gray and cloudy.Gökyüzü gri ve bulutluydu.

701–800pink, cow, pig, mouse, lion, snake, ocean, bye …
  1. pink[pɪŋk]pembe

    She wore a pink dress to the party.Partide pembe bir elbise giydi.

  2. cow[kaʊ]inek

    The farmer milked the cows.Çiftçi inekleri sağdı.

  3. pig[pɪɡ]domuz

    The pigs are in the mud.Domuzlar çamurun içinde.

  4. mouse[maʊs]fare

    I saw a mouse in the kitchen.Mutfakta bir fare gördüm.

  5. lion[ˈlaɪən]aslan

    The lion roared loudly.Aslan yüksek sesle kükredi.

  6. snake[sneɪk]yılan

    I saw a snake in the grass.Çimenlerin arasında bir yılan gördüm.

  7. ocean[ˈoʊʃən]okyanus

    The ocean is vast and deep.Okyanus engin ve derindir.

  8. bye[baɪ]hoşça kal, görüşürüz

    Bye! See you tomorrow.Hoşça kal! Yarın görüşürüz.

  9. goodbye[ɡʊdˈbaɪ]hoşça kal, güle güle

    Goodbye! I hope to see you again soon.Hoşça kal! Umarım yakında tekrar görüşürüz.

  10. zero[ˈzɪroʊ]sıfır

    The game ended one to zero.Maç bir-sıfır bitti.

  11. eleven[ɪˈlɛvən]on bir

    There are eleven players on a soccer team.Bir futbol takımında on bir oyuncu vardır.

  12. thirteen[ˌθɜrˈtin]on üç

    There are thirteen children in the group.Grupta on üç çocuk var.

  13. fourteen[ˌfɔrˈtin]on dört

    He's fourteen years old.O on dört yaşında.

  14. sixteen[ˌsɪksˈtin]on altı

    She's sixteen years old.O on altı yaşında.

  15. seventeen[ˌsɛvənˈtin]on yedi

    She turned seventeen last week.Geçen hafta on yedi yaşına girdi.

  16. eighteen[ˌeɪˈtin]on sekiz

    I am eighteen years old.On sekiz yaşındayım.

  17. nineteen[ˌnaɪnˈtin]on dokuz

    My brother is nineteen years old.Erkek kardeşim on dokuz yaşında.

  18. forty[ˈfɔrti]kırk

    She turned forty last year.Geçen yıl kırk yaşına girdi.

  19. sixty[ˈsɪksti]altmış

    There are sixty minutes in an hour.Bir saatte altmış dakika vardır.

  20. seventy[ˈsɛvənti]yetmiş

    He's seventy years old.O yetmiş yaşında.

  21. eighty[ˈeɪti]seksen

    My grandpa is eighty years old.Dedem seksen yaşında.

  22. ninety[ˈnaɪnti]doksan

    She's ninety years old.O doksan yaşında.

  23. Monday[ˈmʌndeɪ]pazartesi

    I have a meeting on Monday.Pazartesi günü bir toplantım var.

  24. Tuesday[ˈtuzdeɪ]salı

    We have English class on Tuesday.Salı günü İngilizce dersimiz var.

  25. Wednesday[ˈwɛnzdeɪ]çarşamba

    The store is closed on Wednesday.Mağaza çarşamba günü kapalı.

  26. Thursday[ˈθɜrzdeɪ]perşembe

    I'm going to the dentist on Thursday.Perşembe günü dişçiye gidiyorum.

  27. Friday[ˈfraɪdeɪ]cuma

    It's Friday! The weekend is almost here.Bugün cuma! Hafta sonu neredeyse geldi.

  28. Saturday[ˈsætərdeɪ]cumartesi

    I'm going to the movies on Saturday.Cumartesi günü sinemaya gidiyorum.

  29. Sunday[ˈsʌndeɪ]pazar

    We visit my grandparents on Sunday.Pazar günü büyükannemle dedemi ziyaret ederiz.

  30. January[ˈdʒænjuˌɛri]ocak

    The year begins in January.Yıl ocakta başlar.

  31. February[ˈfɛbruˌɛri]şubat

    My birthday is in February.Doğum günüm şubat ayında.

  32. March[mɑrtʃ]mart

    We are moving to a new apartment in March.Martta yeni bir daireye taşınıyoruz.

  33. April[ˈeɪprəl]nisan

    April has thirty days.Nisan otuz gün çeker.

  34. May[meɪ]mayıs

    May comes after April.Mayıs, nisandan sonra gelir.

  35. June[dʒun]haziran

    My birthday is in June.Doğum günüm haziranda.

  36. July[dʒʊˈlaɪ]temmuz

    We go on vacation in July.Temmuzda tatile gideriz.

  37. August[ˈɔɡəst]ağustos

    My sister was born in August.Kız kardeşim ağustosta doğdu.

  38. September[sɛpˈtɛmbər]eylül

    Our cousins visit us every September.Kuzenlerimiz her eylül bizi ziyaret eder.

  39. October[ɑkˈtoʊbər]ekim

    Halloween is in October.Cadılar Bayramı ekim ayında.

  40. November[noʊˈvɛmbər]kasım

    Thanksgiving is in November.Şükran Günü kasımdadır.

  41. December[dɪˈsɛmbər]aralık

    Christmas is in December.Noel aralık ayında.

  42. exam[ɪɡˈzæm]sınav

    I have a history exam tomorrow.Yarın tarih sınavım var.

  43. homework[ˈhoʊmˌwɜrk]ev ödevi

    I have a lot of homework to do tonight.Bu gece yapmam gereken çok ödevim var.

  44. pen[pɛn]tükenmez kalem

    Can I borrow your pen?Kalemini ödünç alabilir miyim?

  45. pencil[ˈpɛnsəl]kurşun kalem

    Write your name with a pencil.Adını kurşun kalemle yaz.

  46. dictionary[ˈdɪkʃəˌnɛri]sözlük

    I looked up the word in the dictionary.Kelimeye sözlükte baktım.

  47. paragraph[ˈpærəˌɡræf]paragraf

    Please read the first paragraph.Lütfen ilk paragrafı oku.

  48. spell[spɛl]harf harf söylemek, kodlamak

    Can you spell your name, please?Adını harf harf söyler misin, lütfen?

  49. spelling[ˈspɛlɪŋ]yazım, yazılış

    What's the spelling of your last name?Soyadının yazılışı nasıl?

  50. geography[dʒiˈɑɡrəfi]coğrafya

    I'm taking a geography class.Coğrafya dersi alıyorum.

  51. jeans[dʒinz]kot pantolon

    I wear jeans most days of the week.Haftanın çoğu günü kot pantolon giyerim.

  52. T-shirt[ˈtiˌʃɜrt]tişört

    He was wearing a white T-shirt.Beyaz bir tişört giyiyordu.

  53. sweater[ˈswɛtər]kazak

    Put on a sweater. It is cold outside.Bir kazak giy. Dışarısı soğuk.

  54. skirt[skɜrt]etek

    She wore a blue skirt.Mavi bir etek giydi.

  55. umbrella[ʌmˈbrɛlə]şemsiye

    Take an umbrella with you. It's raining.Yanına bir şemsiye al. Yağmur yağıyor.

  56. purple[ˈpɜrpəl]mor

    She has a purple bag.Mor bir çantası var.

  57. blond[blɑnd]sarışın, sarı

    She has blond hair.Sarı saçları var.

  58. sandwich[ˈsændwɪtʃ]sandviç

    I had a cheese sandwich for lunch.Öğle yemeğinde peynirli sandviç yedim.

  59. banana[bəˈnænə]muz

    I ate a banana for breakfast.Kahvaltıda bir muz yedim.

  60. carrot[ˈkærət]havuç

    Rabbits love carrots.Tavşanlar havucu çok sever.

  61. delicious[dɪˈlɪʃəs]lezzetli

    The cake was delicious.Pasta lezzetliydi.

  62. thirsty[ˈθɜrsti]susamış

    I'm thirsty. Can I have some water?Susadım. Biraz su alabilir miyim?

  63. cafe[kæˈfeɪ]kafe

    We met at a cafe downtown.Şehir merkezinde bir kafede buluştuk.

  64. supermarket[ˈsupərˌmɑrkɪt]süpermarket

    I buy groceries at the supermarket.Yiyecek alışverişimi süpermarketten yaparım.

  65. gym[dʒɪm]spor salonu

    I go to the gym three times a week.Haftada üç kez spor salonuna gidiyorum.

  66. toilet[ˈtɔɪlət]tuvalet, klozet

    Please flush the toilet.Lütfen sifonu çek.

  67. bath[bæθ]banyo

    I take a bath every evening.Her akşam banyo yaparım.

  68. upstairs[ˌʌpˈstɛrz]üst katta, üst kata

    My bedroom is upstairs.Yatak odam üst katta.

  69. grandparent[ˈɡrænˌpɛrənt]büyükanne veya büyükbaba

    My grandparents live near the ocean.Büyükannemle dedem okyanusa yakın oturuyor.

  70. boyfriend[ˈbɔɪˌfrɛnd]erkek arkadaş

    She went to the movies with her boyfriend.Erkek arkadaşıyla sinemaya gitti.

  71. waiter[ˈweɪtər]garson

    The waiter brought us our food.Garson bize yemeğimizi getirdi.

  72. policeman[pəˈlismən]polis memuru

    The policeman helped the old woman.Polis yaşlı kadına yardım etti.

  73. dancer[ˈdænsər]dansçı

    The dancer moved across the stage.Dansçı sahne boyunca hareket etti.

  74. sheep[ʃip]koyun

    The sheep are eating grass in the field.Koyunlar tarlada ot yiyor.

  75. elephant[ˈɛləfənt]fil

    Elephants are the biggest animals on land.Filler karadaki en büyük hayvanlardır.

  76. hobby[ˈhɑbi]hobi

    My hobby is playing the guitar.Hobim gitar çalmak.

  77. dancing[ˈdænsɪŋ]dans, dans etme

    They went dancing at a club.Bir kulübe dans etmeye gittiler.

  78. swimming[ˈswɪmɪŋ]yüzme

    I enjoy swimming in the summer.Yazın yüzmekten keyif alırım.

  79. guitar[ɡɪˈtɑr]gitar

    He plays the guitar in a band.Bir grupta gitar çalıyor.

  80. boring[ˈbɔrɪŋ]sıkıcı

    The movie was so boring that I fell asleep.Film o kadar sıkıcıydı ki uyuyakaldım.

  81. passport[ˈpæsˌpɔrt]pasaport

    Do not forget your passport!Pasaportunu unutma!

  82. taxi[ˈtæksi]taksi

    I took a taxi to the airport.Havaalanına taksiyle gittim.

  83. bicycle[ˈbaɪsɪkəl]bisiklet

    I ride my bicycle to school.Okula bisikletle giderim.

  84. euro[ˈjʊroʊ]euro

    Many European countries use the euro.Birçok Avrupa ülkesi euro kullanır.

  85. cent[sɛnt]sent

    There are one hundred cents in a dollar.Bir dolar yüz senttir.

  86. bill[bɪl]fatura; hesap

    I have to pay the phone bill.Telefon faturasını ödemem gerek.

  87. email[ˈimeɪl]e-posta

    I sent an email to my teacher.Öğretmenime bir e-posta gönderdim.

  88. website[ˈwɛbˌsaɪt]web sitesi

    The opening hours are on the website.Açılış saatleri web sitesinde.

  89. blog[blɑɡ]blog

    She writes a blog about travel.Seyahat hakkında bir blog yazıyor.

  90. post[poʊst]paylaşmak, yayımlamak

    She posted a photo of her dog.Köpeğinin bir fotoğrafını paylaştı.

  91. CD[ˌsiˈdi]CD

    I listen to a CD in the car.Arabada CD dinliyorum.

  92. as[æz]olarak

    He works as a doctor.Doktor olarak çalışıyor.

  93. back[bæk]arka taraf, arka

    Our garden is at the back of the house.Bahçemiz evin arka tarafında.

  94. last[læst]son

    This is the last time I will ask.Bu, son kez soruşum.

  95. state[steɪt]durum; devlet; eyalet

    The state of the economy is improving.Ekonominin durumu iyileşiyor.

  96. while[waɪl]iken, -ken

    I read a book while I waited for the bus.Otobüsü beklerken kitap okudum.

  97. president[ˈprɛzɪdənt]başkan

    The president gave a speech.Başkan bir konuşma yaptı.

  98. seem[sim]görünmek

    He seems to be happy.Mutlu görünüyor.

  99. might[maɪt]-ebilmek, olabilir

    It might rain tomorrow.Yarın yağmur yağabilir.

  100. case[keɪs]durum, vaka

    In that case, we need another plan.Bu durumda başka bir plana ihtiyacımız var.

801–900system, percent, government, hold, war, national, side, provide …
  1. system[ˈsɪstəm]sistem

    The school system needs to improve.Okul sisteminin iyileşmesi gerekiyor.

  2. percent[pərˈsɛnt]yüzde

    Only ten percent of the students come by car.Öğrencilerin yalnızca yüzde onu arabayla geliyor.

  3. government[ˈɡʌvərnmənt]hükûmet

    The government is working on new rules.Hükûmet yeni kurallar üzerinde çalışıyor.

  4. hold[hoʊld]tutmak

    Can you hold my bag for a minute?Çantamı bir dakika tutabilir misin?

  5. war[wɔr]savaş

    The two countries are at war.İki ülke savaş hâlinde.

  6. national[ˈnæʃənəl]ulusal, millî

    The national team won the game.Millî takım maçı kazandı.

  7. side[saɪd]taraf, yan

    The pharmacy is on the other side of the street.Eczane sokağın karşı tarafında.

  8. provide[prəˈvaɪd]sağlamak

    The hotel provides breakfast.Otel kahvaltı sağlıyor.

  9. service[ˈsɜrvɪs]hizmet

    The service in this restaurant is excellent.Bu restorandaki hizmet mükemmel.

  10. power[ˈpaʊər]güç, iktidar

    The king had a lot of power.Kralın çok gücü vardı.

  11. law[lɔ]kanun, yasa

    Smoking here is against the law.Burada sigara içmek kanuna aykırı.

  12. continue[kənˈtɪnju]devam etmek

    Please continue with your story.Lütfen hikâyene devam et.

  13. least[list]en az

    At least I tried.En azından denedim.

  14. community[kəˈmjunəti]topluluk

    The community is very friendly.Buradaki topluluk çok cana yakın.

  15. lead[lid]yönetmek, liderlik etmek

    She leads a small team.Küçük bir ekibi yönetiyor.

  16. kid[kɪd]çocuk

    The kids are playing outside.Çocuklar dışarıda oynuyor.

  17. public[ˈpʌblɪk]kamusal, halka açık

    This is a public park.Burası halka açık bir park.

  18. social[ˈsoʊʃəl]sosyal

    She uses social media every day.Her gün sosyal medya kullanıyor.

  19. allow[əˈlaʊ]izin vermek

    My parents allow me to stay out late.Annemle babam geç saate kadar dışarıda kalmama izin veriyor.

  20. level[ˈlɛvəl]seviye, düzey

    What level of English do you have?İngilizce seviyen ne?

  21. low[loʊ]düşük, alçak

    The temperature is very low today.Bugün sıcaklık çok düşük.

  22. offer[ˈɔfər]teklif etmek, ikram etmek

    Can I offer you a drink?Sana bir içecek ikram edebilir miyim?

  23. research[ˈrisɜrtʃ]araştırma

    She works in medical research.Tıbbi araştırma alanında çalışıyor.

  24. guy[ɡaɪ]adam

    That guy is my friend.Şu adam benim arkadaşım.

  25. able[ˈeɪbəl]muktedir, yapabilen

    I'm able to help you tomorrow.Yarın sana yardım edebilirim.

  26. process[ˈprɑsɛs]süreç

    The application process was long.Başvuru süreci uzundu.

  27. appear[əˈpɪr]ortaya çıkmak, belirmek

    The sun appeared from behind the clouds.Güneş bulutların arkasından çıktı.

  28. consider[kənˈsɪdər]düşünmek, göz önünde bulundurmak

    I'm considering a new job.Yeni bir iş düşünüyorum.

  29. education[ˌɛdʒəˈkeɪʃən]eğitim

    A good education is very important.İyi bir eğitim çok önemlidir.

  30. human[ˈhjumən]insan

    Humans need sleep.İnsanların uykuya ihtiyacı vardır.

  31. expect[ɪkˈspɛkt]beklemek, ummak

    I expect to see you tomorrow.Seni yarın görmeyi bekliyorum.

  32. serve[sɜrv]servis etmek, hizmet etmek

    The restaurant serves excellent food.Restoran mükemmel yemekler sunuyor.

  33. sense[sɛns]anlam, mantık; his

    That doesn't make sense.Bunun hiçbir anlamı yok.

  34. death[dɛθ]ölüm

    Her grandfather's death made her very sad.Dedesinin ölümü onu çok üzdü.

  35. experience[ɪkˈspɪriəns]deneyim

    She has a lot of experience with children.Çocuklarla ilgili çok deneyimi var.

  36. kill[kɪl]öldürmek

    This spray kills mosquitoes.Bu sprey sivrisinekleri öldürüyor.

  37. reach[ritʃ]ulaşmak

    We reached the top of the mountain.Dağın zirvesine ulaştık.

  38. effect[ɪˈfɛkt]etki

    The medicine had a good effect on him.İlacın onun üzerinde iyi bir etkisi oldu.

  39. suggest[səɡˈdʒɛst]önermek

    I suggested that we go to the movies.Sinemaya gitmemizi önerdim.

  40. control[kənˈtroʊl]kontrol, denetim

    The driver lost control of the car.Sürücü arabanın kontrolünü kaybetti.

  41. raise[reɪz]kaldırmak; artırmak

    Raise your hand if you have a question.Sorunuz varsa elinizi kaldırın.

  42. major[ˈmeɪdʒər]büyük, önemli

    Traffic is a major problem in the city.Trafik şehirde büyük bir sorun.

  43. pass[pæs]geçmek

    Time passes quickly.Zaman çabuk geçiyor.

  44. themselves[ðəmˈsɛlvz]kendileri

    They did it themselves.Bunu kendileri yaptılar.

  45. field[fild]tarla; alan

    The farmers planted corn in the field.Çiftçiler tarlaya mısır ekti.

  46. role[roʊl]rol

    She plays the role of the mother in the movie.Filmde anne rolünü oynuyor.

  47. whole[hoʊl]tüm, bütün

    He ate the whole cake by himself.Bütün pastayı tek başına yedi.

  48. light[laɪt]ışık

    Can you turn on the light?Işığı açabilir misin?

  49. heart[hɑrt]kalp

    Your heart beats faster when you run.Koşarken kalbin daha hızlı atar.

  50. voice[vɔɪs]ses

    She has a beautiful singing voice.Şarkı söylerken çok güzel bir sesi var.

  51. clear[klɪr]açık, net

    The instructions are very clear.Talimatlar çok açık.

  52. close[kloʊs]yakın

    The store is close to my house.Mağaza evime yakın.

  53. pull[pʊl]çekmek

    Pull the door to open it.Kapıyı açmak için çek.

  54. throw[θroʊ]fırlatmak, atmak

    He threw the ball to his friend.Topu arkadaşına attı.

  55. catch[kætʃ]yakalamak

    I caught the ball with one hand.Topu tek elle yakaladım.

  56. hit[hɪt]vurmak, çarpmak

    The ball hit the wall.Top duvara çarptı.

  57. fight[faɪt]kavga etmek, dövüşmek

    The two boys fought in the playground.İki oğlan oyun alanında kavga etti.

  58. cover[ˈkʌvər]örtmek, kapatmak

    Cover the pot so the soup stays hot.Çorba sıcak kalsın diye tencerenin kapağını kapat.

  59. receive[rɪˈsiv]almak

    I received a letter from my friend.Arkadaşımdan bir mektup aldım.

  60. pick[pɪk]seçmek

    Pick a card, any card.Bir kart seç, herhangi bir kart.

  61. realize[ˈriəlaɪz]farkına varmak

    I realized I had left my keys at home.Anahtarlarımı evde bıraktığımı fark ettim.

  62. cause[kɔz]neden olmak

    The storm caused a lot of damage.Fırtına çok hasara neden oldu.

  63. increase[ɪnˈkris]artmak

    The number of students has increased.Öğrenci sayısı arttı.

  64. involve[ɪnˈvɑlv]içermek, gerektirmek

    The job will involve a lot of travel.Bu iş çok seyahat gerektirecek.

  65. support[səˈpɔrt]desteklemek

    My parents support my decision.Annemle babam kararımı destekliyor.

  66. rest[rɛst]dinlenmek

    I need to rest after a long day.Uzun bir günün ardından dinlenmem gerek.

  67. decision[dɪˈsɪʒən]karar

    She made the decision to quit her job.İşinden ayrılma kararı aldı.

  68. choice[tʃɔɪs]seçim, seçenek

    You have a choice between two options.İki seçenek arasında seçim yapabilirsin.

  69. chance[tʃæns]fırsat, şans; ihtimal

    I had a chance to talk to her after class.Dersten sonra onunla konuşma fırsatım oldu.

  70. opportunity[ˌɑpərˈtunəti]fırsat

    This is a great opportunity for you to learn.Bu, öğrenmen için harika bir fırsat.

  71. goal[ɡoʊl]hedef

    My goal is to learn English.Hedefim İngilizce öğrenmek.

  72. matter[ˈmætər]mesele

    It's a matter of life and death.Bu bir ölüm kalım meselesi.

  73. care[kɛr]bakım, özen

    She takes good care of her children.Çocuklarına iyi bakıyor.

  74. relationship[rɪˈleɪʃənʃɪp]ilişki

    They have a good relationship.İyi bir ilişkileri var.

  75. couple[ˈkʌpəl]çift

    The couple has been married for ten years.Çift on yıldır evli.

  76. step[stɛp]adım

    Take one step forward.Bir adım öne at.

  77. ground[ɡraʊnd]zemin, yer

    He sat down on the ground.Yere oturdu.

  78. top[tɑp]üst, tepe

    The bird landed on the top of the tree.Kuş ağacın tepesine kondu.

  79. view[vju]manzara

    He had a great view of the city from his hotel room.Otel odasından harika bir şehir manzarası vardı.

  80. season[ˈsizən]mevsim

    Summer is my favorite season.Yaz en sevdiğim mevsim.

  81. oil[ɔɪl]yağ

    Fry the onions in a little oil.Soğanları biraz yağda kızart.

  82. energy[ˈɛnərdʒi]enerji

    I don't have the energy to go out tonight.Bu gece dışarı çıkacak enerjim yok.

  83. image[ˈɪmɪdʒ]görüntü, resim

    The image on the screen is very sharp.Ekrandaki görüntü çok net.

  84. film[fɪlm]film

    I watched a film last night.Dün gece bir film izledim.

  85. site[saɪt]yer, alan; site

    This is a good site for a picnic.Burası piknik için iyi bir yer.

  86. church[tʃɜrtʃ]kilise

    They go to church on Sundays.Pazar günleri kiliseye giderler.

  87. patient[ˈpeɪʃənt]sabırlı

    Be patient, the doctor will see you soon.Sabırlı ol, doktor birazdan seni görecek.

  88. likely[ˈlaɪkli]muhtemel, olası

    It's likely to rain tomorrow.Yarın yağmur yağması muhtemel.

  89. recent[ˈrisənt]yeni, yakın zamanlı

    I have a recent photo of my family.Ailemin yeni bir fotoğrafı var.

  90. single[ˈsɪŋɡəl]tek; bekâr

    There isn't a single cloud in the sky.Gökyüzünde tek bir bulut bile yok.

  91. general[ˈdʒɛnərəl]genel

    The general opinion is that the plan is good.Genel görüş, planın iyi olduğu yönünde.

  92. international[ˌɪntərˈnæʃənəl]uluslararası

    The Olympics is an international event.Olimpiyatlar uluslararası bir etkinliktir.

  93. medical[ˈmɛdɪkəl]tıbbi

    He received medical treatment for his injury.Yaralanması için tıbbi tedavi gördü.

  94. position[pəˈzɪʃən]pozisyon, konum

    He changed his position in the bed.Yatakta pozisyonunu değiştirdi.

  95. department[dɪˈpɑrtmənt]departman, bölüm

    He works in the marketing department.Pazarlama departmanında çalışıyor.

  96. director[dəˈrɛktər]müdür, yönetici; yönetmen

    The director of the company is very experienced.Şirketin müdürü çok deneyimli.

  97. leader[ˈlidər]lider

    She is a natural leader and inspires her team.O doğuştan bir lider ve ekibine ilham veriyor.

  98. deal[dil]anlaşma

    We made a deal to share the work.İşi paylaşmak için bir anlaşma yaptık.

  99. data[ˈdeɪtə]veri

    The data shows that sales are increasing.Veriler satışların arttığını gösteriyor.

  100. record[ˈrɛkərd]kayıt

    She keeps a record of her expenses.Harcamalarının kaydını tutuyor.

901–1000rate, figure, term, material, board, source, evidence, condition …
  1. rate[reɪt]oran

    The rate of crime has gone down.Suç oranı düştü.

  2. figure[ˈfɪɡjər]rakam

    The sales figures are very good.Satış rakamları çok iyi.

  3. term[tɜrm]terim

    The term "globalization" is often used in economics.“Küreselleşme” terimi ekonomide sık kullanılır.

  4. material[məˈtɪriəl]malzeme

    The house is built of strong materials.Ev sağlam malzemelerden yapılmış.

  5. board[bɔrd]tahta, pano

    The teacher wrote the answer on the board.Öğretmen cevabı tahtaya yazdı.

  6. source[sɔrs]kaynak

    The source of the river is in the mountains.Nehrin kaynağı dağlardadır.

  7. evidence[ˈɛvədəns]kanıt

    There is no evidence to support his claim.İddiasını destekleyen hiçbir kanıt yok.

  8. condition[kənˈdɪʃən]durum; koşul

    The car is in good condition.Araba iyi durumda.

  9. behavior[bɪˈheɪvjər]davranış

    His behavior in class is often rude.Sınıftaki davranışı çoğu zaman kaba.

  10. attention[əˈtɛnʃən]dikkat

    Please pay attention to what I'm saying.Lütfen söylediklerime dikkat et.

  11. mind[maɪnd]zihin, akıl

    He changed his mind about going to the party.Partiye gitme konusunda fikrini değiştirdi.

  12. drug[drʌɡ]ilaç; uyuşturucu

    The doctor gave him a new drug for the pain.Doktor ona ağrı için yeni bir ilaç verdi.

  13. officer[ˈɔfɪsər]polis memuru, memur

    The police officer asked for my name.Polis memuru adımı sordu.

  14. author[ˈɔθər]yazar

    The author signed copies of his book.Yazar kitabının kopyalarını imzaladı.

  15. century[ˈsɛntʃəri]yüzyıl

    The 21st century began in 2001.21. yüzyıl 2001'de başladı.

  16. society[səˈsaɪəti]toplum

    Society is changing quickly.Toplum hızla değişiyor.

  17. population[ˌpɑpjəˈleɪʃən]nüfus

    The population of the city is growing.Şehrin nüfusu artıyor.

  18. develop[dɪˈvɛləp]geliştirmek; gelişmek

    The company is developing new products.Şirket yeni ürünler geliştiriyor.

  19. produce[prəˈdus]üretmek

    The factory produces cars.Fabrika araba üretiyor.

  20. industry[ˈɪndəstri]sektör, sanayi

    The car industry is very important in this country.Otomotiv sektörü bu ülkede çok önemli.

  21. technology[tɛkˈnɑlədʒi]teknoloji

    Technology is changing very quickly.Teknoloji çok hızlı değişiyor.

  22. organization[ˌɔrɡənəˈzeɪʃən]kuruluş, örgüt

    He works for a large organization.Büyük bir kuruluşta çalışıyor.

  23. response[rɪˈspɑns]cevap, yanıt

    I got a quick response to my email.E-postama hızlı bir cevap aldım.

  24. respond[rɪˈspɑnd]cevap vermek

    He didn't respond to my question.Soruma cevap vermedi.

  25. simple[ˈsɪmpəl]basit, kolay

    This recipe is simple to follow.Bu tarifi uygulamak kolay.

  26. inside[ˌɪnˈsaɪd]içeride

    The children were playing inside.Çocuklar içeride oynuyordu.

  27. bit[bɪt]biraz, parça

    I had a bit of bread for breakfast.Kahvaltıda biraz ekmek yedim.

  28. particular[pərˈtɪkjələr]belirli, özel

    Is there a particular color you like?Sevdiğin belirli bir renk var mı?

  29. onto[ˈɑntu]üzerine

    The cat jumped onto the table.Kedi masanın üzerine atladı.

  30. forward[ˈfɔrwərd]ileri

    The car moved forward.Araba ileri doğru hareket etti.

  31. photograph[ˈfoʊtəˌɡræf]fotoğraf

    I took a photograph of the sunset.Gün batımının bir fotoğrafını çektim.

  32. size[saɪz]boyut; beden, numara

    What size shoes do you wear?Kaç numara ayakkabı giyiyorsun?

  33. quality[ˈkwɑləti]kalite

    The food at the restaurant was of excellent quality.Restorandaki yemekler mükemmel kalitedeydi.

  34. amount[əˈmaʊnt]miktar

    He gave a large amount of money to charity.Hayır kurumuna büyük miktarda para verdi.

  35. sort[sɔrt]tür, çeşit

    What sort of music do you like?Ne tür müzik seversin?

  36. direction[dəˈrɛkʃən]yön

    What direction are we going in?Hangi yöne gidiyoruz?

  37. degree[dɪˈɡri]derece

    How many degrees is it outside today?Bugün dışarısı kaç derece?

  38. sign[saɪn]tabela, levha; işaret

    There was a sign on the door that said "Closed."Kapıda “Kapalı” yazan bir tabela vardı.

  39. thought[θɔt]düşünce

    He had a sudden thought.Aklına birden bir düşünce geldi.

  40. memory[ˈmɛməri]hafıza, bellek

    I have a good memory for names.İsimler konusunda iyi bir hafızam var.

  41. knowledge[ˈnɑlɪdʒ]bilgi

    He has a lot of knowledge about history.Tarih hakkında çok bilgisi var.

  42. ability[əˈbɪləti]yetenek

    She has the ability to learn quickly.Hızlı öğrenme yeteneği var.

  43. benefit[ˈbɛnəfɪt]fayda, yarar

    One benefit of the new park is cleaner air.Yeni parkın bir faydası daha temiz hava.

  44. character[ˈkærəktər]karakter

    He is a person of strong character.O, güçlü karakterli biri.

  45. disease[dɪˈziz]hastalık

    Flu is a common disease.Grip yaygın bir hastalıktır.

  46. pain[peɪn]ağrı, acı

    She was in a lot of pain.Çok acı çekiyordu.

  47. blood[blʌd]kan

    He lost a lot of blood in the accident.Kazada çok kan kaybetti.

  48. save[seɪv]kurtarmak

    He saved her life by pulling her out of the water.Onu sudan çıkararak hayatını kurtardı.

  49. protect[prəˈtɛkt]korumak

    He wore a helmet to protect his head.Başını korumak için kask taktı.

  50. avoid[əˈvɔɪd]kaçınmak

    Try to avoid making the same mistake.Aynı hatayı yapmaktan kaçınmaya çalış.

  51. remove[rɪˈmuv]çıkarmak, kaldırmak

    Please remove your shoes before you come in.Lütfen içeri girmeden önce ayakkabılarınızı çıkarın.

  52. contain[kənˈteɪn]içermek

    This box contains my old books.Bu kutunun içinde eski kitaplarım var.

  53. discover[dɪˈskʌvər]keşfetmek

    We discovered a beautiful beach on vacation.Tatilde güzel bir plaj keşfettik.

  54. recognize[ˈrɛkəɡˌnaɪz]tanımak

    I recognized him from the party last night.Onu dün geceki partiden tanıdım.

  55. accept[ækˈsɛpt]kabul etmek

    He accepted the job offer.İş teklifini kabul etti.

  56. push[pʊʃ]itmek

    He pushed the door open.Kapıyı iterek açtı.

  57. shake[ʃeɪk]sallamak

    He shook his head.Başını salladı.

  58. drop[drɑp]düşürmek; düşmek

    She dropped her keys on the floor.Anahtarlarını yere düşürdü.

  59. rise[raɪz]yükselmek, doğmak

    The sun rises in the east.Güneş doğudan doğar.

  60. enter[ˈɛntər]girmek

    He entered the room quietly.Odaya sessizce girdi.

  61. argue[ˈɑrɡju]tartışmak

    My brothers argue all the time.Erkek kardeşlerim sürekli tartışıyor.

  62. worry[ˈwɜri]endişelenmek

    Don't worry, everything will be all right.Endişelenme, her şey yoluna girecek.

  63. focus[ˈfoʊkəs]odaklanmak

    Try to focus on your work.İşine odaklanmaya çalış.

  64. dead[dɛd]ölü

    The tree in our garden is dead.Bahçemizdeki ağaç ölü.

  65. fail[feɪl]başarısız olmak

    I failed the exam.Sınavda başarısız oldum.

  66. affect[əˈfɛkt]etkilemek

    The weather can affect your mood.Hava ruh hâlini etkileyebilir.

  67. reduce[rɪˈdus]azaltmak, indirmek

    The store reduced the price of the jacket.Mağaza ceketin fiyatını indirdi.

  68. apply[əˈplaɪ]başvurmak; uygulamak

    I applied for a job at the bank.Bankadaki bir işe başvurdum.

  69. manage[ˈmænɪdʒ]yönetmek

    She manages a small team.Küçük bir ekibi yönetiyor.

  70. act[ækt]hareket etmek, davranmak

    He acted quickly to save the child.Çocuğu kurtarmak için hızlı hareket etti.

  71. perform[pərˈfɔrm]sahne almak, sergilemek

    The band performed a great show.Grup harika bir gösteri sergiledi.

  72. necessary[ˈnɛsəˌsɛri]gerekli

    It is necessary to eat healthy food.Sağlıklı yiyecekler yemek gereklidir.

  73. huge[hjudʒ]devasa, kocaman

    The building was huge.Bina devasaydı.

  74. physical[ˈfɪzɪkəl]fiziksel

    I need more physical activity.Daha fazla fiziksel aktiviteye ihtiyacım var.

  75. series[ˈsɪriz]dizi, seri

    We watched the whole series in one weekend.Dizinin tamamını bir hafta sonunda izledik.

  76. scene[sin]sahne

    The movie had a very dramatic opening scene.Filmin çok dramatik bir açılış sahnesi vardı.

  77. stage[steɪdʒ]sahne

    The actors came onto the stage.Oyuncular sahneye çıktı.

  78. race[reɪs]yarış

    She won the race.Yarışı kazandı.

  79. training[ˈtreɪnɪŋ]eğitim

    He got training in computer programming.Bilgisayar programcılığı eğitimi aldı.

  80. movement[ˈmuvmənt]hareket

    There was a lot of movement in the crowd.Kalabalıkta çok hareket vardı.

  81. seat[sit]koltuk, oturacak yer

    Please take a seat.Lütfen oturun.

  82. rock[rɑk]kaya

    The children climbed on the big rock.Çocuklar büyük kayaya tırmandı.

  83. nature[ˈneɪtʃər]doğa

    We went for a walk in nature.Doğada yürüyüşe çıktık.

  84. earth[ɜrθ]dünya; toprak

    The earth is our home.Dünya bizim evimiz.

  85. environment[ɪnˈvaɪrənmənt]çevre

    We need to protect the environment.Çevreyi korumamız gerekiyor.

  86. region[ˈridʒən]bölge

    This region is known for its wine.Bu bölge şarabıyla tanınır.

  87. billion[ˈbɪljən]milyar

    More than a billion people live in that country.O ülkede bir milyardan fazla insan yaşıyor.

  88. peace[pis]barış; huzur

    I need some peace and quiet.Biraz huzur ve sessizliğe ihtiyacım var.

  89. king[kɪŋ]kral

    The king lives in a palace.Kral bir sarayda yaşıyor.

  90. army[ˈɑrmi]ordu

    He was in the army for two years.İki yıl orduda görev yaptı.

  91. gun[ɡʌn]silah, tabanca

    He was carrying a gun.Yanında bir silah taşıyordu.

  92. attack[əˈtæk]saldırmak

    The dog attacked the mail carrier.Köpek postacıya saldırdı.

  93. crime[kraɪm]suç

    The police are investigating the crime.Polis suçu araştırıyor.

  94. lawyer[ˈlɔjər]avukat

    The lawyer explained the case to the judge.Avukat davayı hâkime anlattı.

  95. employee[ɪmˈplɔɪi]çalışan

    The company has a lot of employees.Şirketin çok sayıda çalışanı var.

  96. manager[ˈmænɪdʒər]yönetici, müdür

    The manager is responsible for the team.Yönetici ekipten sorumludur.

  97. professor[prəˈfɛsər]profesör

    The professor is an expert in his field.Profesör kendi alanında uzmandır.

  98. expert[ˈɛkspərt]uzman

    She is a computer expert.O bir bilgisayar uzmanı.

  99. network[ˈnɛtˌwɜrk]ağ; şebeke

    The phone has no network here.Telefon burada şebeke çekmiyor.

  100. dream[drim]rüya, hayal

    I had a strange dream last night.Dün gece tuhaf bir rüya gördüm.

Bu listeyi kelime kartlarıyla öğren

Bu listedeki kelimeler nasıl öğrenilir?

Listeyi baştan sona ezberlemeye çalışma. Yüz kelime oku, anlamları gizle ve hangilerini zaten bildiğine bak. İlk birkaç yüz kelimede çoğu kişi beklediğinden fazlasını bilir.

Bilmediğin kelimeler ancak onlarla yeniden, anlamlı cümlelerin içinde karşılaşırsan aklında kalır. Lingard’daki başlangıç seviyesi hikâyeler tam da böyle kelimelerle yazıldı: hikâyede bir kelimeye dokun, o cümledeki anlamını görürsün; kaydet, sen öğrenene kadar kısa tekrarlarla geri gelir.

İngilizcede yazılış, bir kelimenin nasıl okunduğunu söylemez; bu yüzden her kelimenin yanındaki transkripsiyona bak. know kelimesindeki k okunmaz, one ise w sesiyle başlar.

Listeyle ilgili sorular

İngilizce konuşmak için kaç kelime bilmem gerekiyor?
Bir dilin en sık kullanılan bin kelimesi, sıradan bir metnin yaklaşık dörtte üçünü oluşturur. Bu liste o çekirdeğe yakın, bu yüzden başlamak için doğru yer. Kitapları ve haberleri rahatça okumak için birkaç bin kelime daha gerekir.
Bu liste kullanım sıklığına göre mi sıralı?
Dil öğrenen birinin işine ne kadar yaradığına göre. Liste önce A1, sonra A2 için “En kullanışlı kelimeler” koleksiyonlarını izler: en sık kullanılan kelimeler başta gelir, ardından bicycle ve sandwich gibi gündelik isimler. Büyük bir metin derleminde yapılmış ham bir sayım değildir.
İlk bin kelimeden sonra ne geliyor?
A2’nin kalanı, ardından B1, B2 ve C1: uygulamadaki aynı koleksiyonlarda toplam yaklaşık 4.300 kelime. Uygulamanın dışında bir sonraki adım okumak, çünkü A2 seviyesindeki bir hikâye bu kelimeleri her satırda kullanır.

Diğer diller: En çok kullanılan 1000 İspanyolca kelimeEn çok kullanılan 1000 Almanca kelimeEn çok kullanılan 1000 Fransızca kelime