un DVD[un deˈbeˈde]DVD
Quiero ver un DVD.
Bir DVD izlemek istiyorum.
el sábado[el ˈsaβado]cumartesi
El sábado voy al cine.
Cumartesi sinemaya gidiyorum.
febrero[feˈβrero]şubat
Mi cumpleaños es en febrero.
Doğum günüm şubat ayında.
octubre[okˈtuβre]ekim
El clima es agradable en octubre.
Hava ekim ayında güzel.
delicioso[deliˈsjoso]lezzetli
Esta comida es deliciosa.
Bu yemek lezzetli.
septiembre[sepˈtjembre]eylül
El verano termina en septiembre.
Yaz eylül ayında biter.
sediento[seˈdjento]susamış
Tengo sed, estoy sediento.
Susadım, çok susamışım.
julio[ˈxuljo]temmuz
Hace mucho calor en julio.
Temmuz ayında çok sıcak.
abril[aˈβril]nisan
Abril tiene treinta días.
Nisan otuz gün çeker.
un pasaporte[un pasaˈporte]pasaport
Necesito un pasaporte para viajar.
Seyahat etmek için bir pasaportuma ihtiyacım var.
un abuelo[un aˈβwelo]büyükbaba
Mi abuelo es muy divertido.
Büyükbabam çok komik.
un abuela[un aˈβwela]büyük anne
Mi abuela me cocina muy bien.
Büyük annem çok iyi yemek yapar.
el viernes[el ˈbjernes]cuma
El viernes es mi día favorito de la semana.
Cuma haftanın en sevdiğim günü.
la geografía[la xeˈoɡrafia]coğrafya
Me gusta la clase de geografía.
Coğrafya dersini seviyorum.
dieciocho[ðiˈθetʃo]on sekiz
Tengo dieciocho años.
On sekiz yaşındayım.
diciembre[ðiˈθjembre]aralık
La Navidad es en diciembre.
Noel aralık ayında.
rubio[ˈruβjo]sarışın
Mi hermano es rubio.
Kardeşim sarışın.
diecinueve[ðiˈθenweβe]on dokuz
Tengo diecinueve años.
On dokuz yaşındayım.
el domingo[el ˈdomiŋgo]pazar
El domingo voy a la playa.
Pazar plaja gidiyorum.
el camarero[el kamaˈrero]garson
El camarero me trajo la comida.
Garson yemeğimi getirdi.
trece[ˈtɾeθe]on üç
Tengo trece años.
On üç yaşındayım.
diecisiete[ˌdjeθiˈsjete]on yedi
Ella tiene diecisiete años.
O on yedi yaşında.
jueves[ˈxweβes]perşembe
El próximo jueves es mi cumpleaños.
Gelecek perşembe doğum günüm.
noviembre[noˈβjembre]kasım
El invierno empieza en noviembre.
Kış kasımda başlar.
un taxi[ˈtaksi]bir taksi
Necesito un taxi para ir al aeropuerto.
Havaalanına gitmek için bir taksiye ihtiyacım var.
setenta[seˈtenta]yetmiş
Hay setenta personas en la sala.
Salonda yetmiş kişi var.
un CD[ˈseˈde]bir CD
Me gusta escuchar música en un CD.
CD'de müzik dinlemeyi seviyorum.
enero[eˈnero]ocak
El año nuevo empieza en enero.
Yeni yıl ocakta başlar.
miércoles[ˈmjerkoles]çarşamba
Tenemos clase de español los miércoles.
Çarşamba günleri İspanyolca dersimiz var.
la ortografía[ortoˈɡrafia]heceleme
La ortografía es importante para escribir bien.
Doğru yazmak için heceleme önemlidir.
un euro[ˈewɾo]bir euro
Pagué con un euro.
Bir euro ile ödedim.
un paraguas[paˈɾaɡwas]bir şemsiye
Necesito un paraguas para no mojarme.
Islanmamak için bir şemsiyeye ihtiyacım var.
lunes[ˈlunes]pazartesi
El lunes voy al cine.
Pazartesi sinemaya gidiyorum.
un sitio web[ˈsitio ˈweb]bir web sitesi
Visité un sitio web interesante.
İlginç bir web sitesi ziyaret ettim.
martes[ˈmartes]salı
Tengo una reunión importante el martes.
Salı günü önemli bir toplantım var.
noventa[noˈβenta]doksan
Hay noventa estudiantes en la clase.
Sınıfta doksan öğrenci var.
junio[ˈxunjo]haziran
El verano empieza en junio.
Yaz haziranda başlar.
catorce[kaˈtorθe]on dört
Tengo catorce años.
On dört yaşındayım.
un correo electrónico[koˈre.o e.lekˈtɾo.niko]bir e-posta
Te envié un correo electrónico.
Sana bir e-posta gönderdim.
agosto[aˈɡosto]ağustos
Las vacaciones de verano terminan en agosto.
Yaz tatili ağustos ayında biter.
una factura[fakˈtuɾa]bir fatura
Tengo que pagar la factura del teléfono.
Telefon faturasını ödemem gerekiyor.
un centavo[senˈtaβo]bir kuruş
Tengo un centavo en mi bolsillo.
Cebimde bir kuruş var.
dieciséis[ˌdjeθiˈseis]on altı
Hay dieciséis personas en la fiesta.
Partide on altı kişi var.
tal vez[tal βes]belki, olabilir
Tal vez mañana llueva.
Belki yarın yağmur yağar.
el último[el ˈul.timo]son
Este es el último capítulo.
Bu son bölüm.
el estado[el esˈta.ðo]devlet, durum
El estado de la economía es bueno.
Ekonominin durumu iyi.
mientras[mjenˈtras]sırada, iken
Mientras hablaba, sonó el teléfono.
Konuşurken telefon çaldı.
el presidente[el pɾe.siˈðen.te]başkan
El presidente dio un discurso.
Başkan bir konuşma yaptı.
parecer[pa.reˈθer]görünmek, gibi görünmek
Parece que está feliz.
Mutlu görünüyor.
quizás[kiˈθas]belki, olabilir
Quizás mañana venga.
Belki yarın gelir.
el caso[el ˈka.so]vaka, durum
En este caso, no hay solución.
Bu durumda çözüm yok.
el sistema[el sisˈte.ma]sistem
El sistema está funcionando bien.
Sistem iyi çalışıyor.
por ciento[por ˈsjen.to]yüzde
El precio subió un diez por ciento.
Fiyat yüzde on arttı.
el gobierno[el ɡoˈβjer.no]hükümet
El gobierno anunció nuevas medidas.
Hükümet yeni önlemler açıkladı.
sostener[so.steˈner]desteklemek, tutmak
Sostén la puerta.
Kapıyı tut.
la guerra[la ˈɡera]savaş
La guerra terminó hace mucho tiempo.
Savaş çok uzun zaman önce bitti.
nacional[nat͡sjoˈnal]ulusal
El himno nacional es muy bonito.
Ulusal marş çok güzel.
el lado[el ˈlaðo]taraf
El lado izquierdo de la calle está lleno de tiendas.
Sokakın sol tarafı dükkânlarla dolu.
proporcionar[pɾo.poɾ.θiˈnaɾ]sağlamak
El restaurante proporciona servicio a domicilio.
Restoran eve servis hizmeti veriyor.
el servicio[el serˈβiθjo]hizmet
El servicio al cliente es muy importante.
Müşteri hizmetleri çok önemlidir.
el poder[el poˈðeɾ]güç
El poder del amor es infinito.
Aşkın gücü sonsuzdur.
la ley[la lej]yasa
La ley es la ley.
Yasa yasadır.
continuar[kon.tiˈnwaɾ]devam etmek
Continúo trabajando en el proyecto.
Projeyle çalışmaya devam ediyorum.
al menos[al ˈmenos]en azından
Al menos tengo a mi familia.
En azından ailem var.
la comunidad[la komu.niˈðað]toplum
La comunidad se unió para ayudar a los afectados.
Toplum, etkilenenlere yardım etmek için bir araya geldi.
liderar[li.deˈɾaɾ]liderlik yapmak
Ella lidera el proyecto.
O, projeye öncülük ediyor.
público[ˈpuβliko]kamu
El transporte público es muy útil.
Toplu taşıma araçları çok faydalıdır.
social[soˈθjal]sosyal
Las redes sociales son muy populares.
Sosyal medya çok popüler.
permitir[per.miˈtiɾ]izin vermek
No se permite fumar en este lugar.
Bu yerde sigara içilmesine izin verilmiyor.
el nivel[el niˈβel]seviye
El nivel de contaminación es alto.
Kirlilik seviyesi yüksek.
seguro[seˈguɾo]emin
Estoy seguro de que todo estará bien.
Her şeyin yolunda gideceğinden eminim.
bajo[ˈbaho]düşük
El precio del petróleo está bajo.
Petrol fiyatları düşük.
ofrecer[o.fɾeˈθeɾ]sunmak
Ofrecemos un servicio de entrega a domicilio.
Eve teslimat hizmeti sunuyoruz.
la investigación[la in.bes.tiˈɣaˈθjon]araştırma
La investigación es fundamental para el progreso.
Araştırma, ilerleme için olmazsa olmazdır.
el chico[el ˈt͡ʃiko]erkek çocuk
El chico está jugando con su perro.
Çocuk köpeğiyle oynuyor.
capaz[kaˈpaθ]yetenekli
Soy capaz de hablar español.
İspanyolca konuşabiliyorum.
el proceso[el pɾoˈθeso]süreç
El proceso de solicitud es muy sencillo.
Başvuru süreci çok basit.
aparecer[a.pa.reˈθeɾ]görünmek
De repente apareció un gato.
Birden bire bir kedi belirdi.
considerar[kon.si.deˈɾaɾ]düşünmek
Considero que es una buena idea.
Bunu iyi bir fikir olarak görüyorum.
la educación[la e.du.kaˈθjon]eğitim
La educación es fundamental para el futuro.
Eğitim, gelecek için olmazsa olmazdır.
el ser humano[el ser uˈmano]insan
El ser humano es un animal social.
İnsan sosyal bir hayvandır.
el humano[el uˈmano]insan
El ser humano es una especie inteligente.
İnsan zeki bir türdür.
servir[serˈβir]hizmet etmek
Sirvo café a mis invitados.
Misafirlerime kahve servis ediyorum.
el sentido[el senˈtido]anlam
El sentido de la vida es un misterio.
Hayatın anlamı bir gizemdir.
la muerte[la ˈmwɛɾte]ölüm
La muerte es inevitable.
Ölüm kaçınılmazdır.
la experiencia[la ek.speˈɾjen.θja]deneyim
Tengo mucha experiencia en este campo.
Bu alanda çok deneyimim var.
matar[maˈtar]öldürmek
Mató a su enemigo.
Düşmanını öldürdü.
alcanzar[al.kanˈθar]ulaşmak
Alcanzamos la cima de la montaña.
Dağın tepesine ulaştık.
el efecto[el eˈfek.to]etki
El efecto del medicamento fue inmediato.
İlacın etkisi hemen oldu.
sugerir[su.xeˈɾir]önermek
Te sugiero que visites el museo.
Müzeyi ziyaret etmeni öneriyorum.
controlar[kon.troˈlar]kontrol etmek
Controlo mi peso con una dieta saludable.
Sağlıklı bir diyetle kilomu kontrol ediyorum.
levantar[le.βanˈtar]kaldırmak
Levanta la mano si estás de acuerdo.
Eğer katılıyorsan elini kaldır.
mayor[maˈjor]büyük
La mayor parte del trabajo ya está hecho.
İşin büyük kısmı zaten yapıldı.
ellos mismos[eˈjos ˈmiz.mos]kendileri
Ellos mismos se encargaron de la limpieza.
Temizliği kendileri yaptılar.
el campo[el ˈkam.po]alan
Trabaja en el campo de la medicina.
Tıp alanında çalışıyor.
calificación[ka.li.fi.kaˈθjon]değerlendirme
La película recibió una calificación de 4 estrellas.
Film 4 yıldızlı bir değerlendirme aldı.
informe[inˈfɔɾme]rapor
El informe anual de la empresa se publicó ayer.
Şirketin yıllık raporu dün yayınlandı.
líder[ˈliðer]lider
El líder del equipo motivó a sus miembros.
Ekip lideri üyelerini motive etti.
luz[lus]ışık
La luz del sol se filtraba por las ventanas.
Güneş ışığı pencerelerden içeri sızıyordu.
todo[ˈtoðo]bütün
Comí todo el pastel.
Tüm pastayı yedim.